|
Prof. Şengül Hablemitoğlu, eşi Necip Hablemitoğlu’nun
öldürülmesininin ardından dört yıl geçmesine rağmen
başlatılan soruşturmada hiçbir gelişme kaydedilmemiş
olmasına isyan ediyor. Eşinin adi bir olaya kurban
gitmiş gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten Prof.
Şengül Hablemitoğlu “Benim eşim gaspçı mıydı, hırsız
mıydı, hortumcu muydu ki adi bir cinayete kurban gitsin”
dedi.
Dört yıl önce faili meçhul bir
cinayete kurban giden Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, ölüm yıldönümünde ardında
bıraktığı sorular ve sır perdesiyle bir kez daha
anılacak. Eşini bir suikaste kurban veren Prof. Dr.
Şengül Hablemitoğlu, cinayetin ardından tam dört yıl
geçmesine rağmen başlatılan soruşturmanın hiçbir gelişme
kaydetmemiş olmasına isyan ederken, sitemini “Aradan
geçen süre içinde biz acımızı yönetmeyi öğrendik. Artık
hiç kimseden bir beklentim yok” sözleriyle dile getirdi.
Soruşturma ile ilgili kendisine ve avukatına hiçbir yeni
bilgi ulaşmadığını söyleyen Hablemitoğlu, AKP
Hükümeti’ni de “Başbakan’ın ’Bu ülke Necip Hablemitoğlu
cinayetini örtbas etmiş bir ülkedir’açıklamasından sonra
eşimin cinayeti ile ilgili gelişmeleri artık
yorumlayamaz duruma geldim” sözleriyle eleştirdi. Son
bir yıl içinde tuttuğu notları kitap haline getirdiğini
ve “Sessiz Ağıt” adlı eserinin kısa bir süre içinde
okuyucu ile buluşacağını ifade eden Prof. Dr. Şengül
Hablemitoğlu ile Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu cinayetinin
ardından geçen dört yılı konuştuk.
Tarih 18 Aralık 2002.... Türkiye
bir suikastle sarsıldı. “Türküm ve başka Türkiye yok”
sözlerini hayatının rehberi edinen Ankara Üniversitesi
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr.
Necip Hablemitoğlu, Portakal Çiçeği Sokak’taki evinin
önünde kurşunlara hedef oldu. Yıllarca genç dimağlara
vatan sevgisi aşılayan Hablemitoğlu’na kurşun
sıkanlar amacına ulaşamadı... Onu öldürmek için
sıkılan kurşunlar onu ölümsüzleştirdi. Bölücü örgütlerin
oyunları O’nun kaleminden Türkiye’ye duyuruldu...
Ömrünün son demlerini Alman vakıflarının oyunlarını
deşifre etmekle geçirdi... Ölümünün ardından tam 4 yıl
geçti. Suikaste ilişkin bir adım bile ileri
gidilemedi...
Biz Necip’e gözümüz gibi baktık
ama... Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu eşinin
öldürülmesinin ardından tam dört yıl geçmesine rağmen
mücadelesini südürüyor. Önceki gün Uludağ Üniversitesi
Mezunlar Derneği Bursa Şubesi’nce Kültürpark Medya
Restaurant’ta düzenlenen ‘Sessiz Ağıt’ başlıklı söyleşi
programında konuşan Şengül Hablemitoğlu, eşi Necip
Hablemitoğlu’nu her yerde ve ortamda anlatmaya devam
edeceğini dile getirdi.
Ülkemize sahip
çıkalım Şengül Hablemitoğlu, “Bundan 2-3 yıl
önce bunu söyleyemiyordum. Ama artık söyleyebiliyorum.
Benim kocam, alçakca, evimizin önüne kadar gelen
aşağılık, insan bile diyemeyeceğim adi bir varlık,
tarafından gözünden vurularak öldürüldü. Ben de,
kızlarım da Necip’e gözümüz gibi baktık. O da bize öyle
baktı. Ama maalesef böyle birşey yaşadık. Bir
mirasyedi toplum olmaktan bir an önce vazgeçmemiz
gerekiyor. Bize bırakılmış bir miras var ve biz hiç
çekinmeden bu mirası gayet güzel yemekle meşgulüz. Ama
bir bakacağız ki bir gün, gözümüzü bir açacağız ki, o
bizim kapımızın önüne kadar gelen, namlusunu Necip’in
gözüne doğrultan zihniyet, hepimizin kapısında olacak.”
diye konuştu. Türkiye’nin cumhuriyet olmak için çok
acılar çektiğini anlatan Hablemitoğlu, sözlerini şöyle
sürdürdü: “Giyecek, yiyecek hiçbir şeyi olmayan
insanların savunup da bize bıraktıkları bir ülkede, o
topraklar üzerinde yaşıyoruz. Dolayısıyla herkesin
bireysel sorumluluğunun çok iyi bilincine varması
gerekiyor. Necip, sorumluluk sahibi bir insandı.”
Bu cinayet özenle örtbas EDILIYOR
Eşi Necip Hablemitoğlu’nun adi bir olaya
kurban gitmiş gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten
Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu “Benim eşim gaspçı mıydı,
hırsız mıydı, hortumcu muydu ki adi bir cinayete kurban
gitsin” dedi
Necip Hablemitoğlu cinayetinin üzerinden dört yıl
geçti. Sır perdesi bir türlü aralanamadı ancak
Hükümet’in zaman zaman yaptığı açıklamalar oldu. Hatta
siz İçişleri Bakanlığı’na bir tazminat davası açtınız.
Bu süreç ve son gelişmeler hakkında bilgi alabilir
miyiz?
Bu konuda kullanacağım cümleler Hükümet
kanadından farklı bir yanıt alabilir ve ben bunu
istemiyorum. Ancak bu Hükümetin, Hablemitoğlu cinayetini
bir sorumluluk olarak algıladığını düşünmüyorum.
Öncelikle ben bunun karmaşık bir cinayet olduğuna
inanmıyorum. Son derece fütursuzca işlenmiş bir
cinayetti. Birileri evimizin kapısına kadar hiç
uğraşmadan ya da bomba gibi bir mekanizma bile kurmaya
gerek görmeden, zaman ayırmadan son derece rahat bir
şekilde kotardı bu cinayeti. Ben böyle söyleyince
İçişleri Bakanlığı’nın açtığımız davalara verdiği
yanıtları da sanki teyit ediyormuşum gibi oluyor
aslında. Biz ortada bir siyasi cinayet olduğunu ve
Bakanlığın bunda sorumluluğu olduğunu belirterek, bu
sorumluluğu almadıkları gerekçesiyle açtık davayı. Ama
bize “Hayır. Bu adi ve sıradan bir cinayetti” diye cevap
verdiler. Necip Hablemitoğlu bir akademisyendi. 25 yıl
üniversitede hizmet vermiş, binlerce öğrenciye devrim
tarihini ve Atatürk’ü anlatmış biriydi. Ama İçişleri
Bakanlığı bunun adi ve sıradan bir cinayet olduğunu
söyledi. Alacak verecek davası mı, namus cinayeti mi? Bu
insan gaspçı değil, banka içi boşaltmamış, hırsızlık
yapmamış, kimseye zararı dokunmamış. Bu saçma sapan bir
şey. Bir yazarın babasının bavulundan çıkanları gördük.
Ama benim eşimin iki odayı dolduracak kadar malzemesi
var ve bunlardan pek çok şey çıkıyor.
Tehdit
ediliyorum Soruşturmayla ilgili çaba
gösterilmediğini mi düşünüyorsunuz?Bu şartlar altında
siz, bugünkü yönetimin bu cinayetle ilgili herhangi bir
şey yapabileceğini düşünebilir misiniz? Bakanlık bize
böyle bir yanıt veriyor. Ben internette kriminal
olayları araştırıyorum. Necip Hablemitoğlu ile ilgili
dünya kadar bilgi var. Ben buradan pek çok şey
öğrenebiliyorken, bu araştırmayı yürütenler ne yapıyor?
Ellerinde bize gelen tehdit mailleri var ama hiçbir şey
yapmadılar. Ne bana ne de avukatıma bir bilgi ulaşmadı.
Son dönemde ortaya atılan iddialar var. Daha öncesi var.
Bunların değerlendirilip değerlendirilmediğini
bilmiyorum. Artık sonuca dair hiçbir beklentim yok. Bu
ülke örtbas ediyor. Hükümet’in de benim kocamın adını
Eşinizin öldürülmesinin üzerinden
geçen 4 yılda neler yaşadınız? Kendimi çok
yaşlı hissediyorum. Ruhum gerçekten yaşlandı. Bu konuda
konuşmak öyle zor ki. Bir süre öncesine kadar “mezarlık”
kelimesini kullanamıyordum örneğin. “Necip öldü”
diyemiyordum. Bu ifade onun ölümünü anlatamayacak kadar
basit kalıyordu. Çünkü onun ölümü basit bir ölüm
değildi. Kolay bir ölüm değildi. Ben hastalanıp ölmesini
tercih ederdim. Ama en azından bu tür bir ölümde sizin
acınızı yönetmenizi sağlayacak elinizde kalan bir şeyler
oluyor. Onun onurlu yaşamı gibi, ülkesine olan sevgisi
gibi...
MİT’le ilişkisi olsaydı bizden gizlemezdi “Bu ülke
birbirini sevmeyen insanlarla dolu maalesef. Necip’in
konumundaki insanlar üzerinden bir takım pazarlıklar
yapılıyor...”
Hablemitoğlu cinayetinin ardından
bazı iddialar gündeme geldi. Örneğin MİT Müsteşarlığı
için isminin geçtiği yönünde bir iddia vardı. MİT ile
ilgili iddiaları mantıklı bulmuyorum. Böyle bir şey
olsaydı benden ya da ailesinden gizlemezdi elbette. Bu
durumda, yedinci-sekizinci kişilerin nasıl haberi
olabilir böyle bir gelişmeden bilemiyorum. Bu ülke
birbirini sevmeyen insanlarla dolu maalesef. Necip’in
konumundaki insanlar üzerinden bir takım pazarlıklar
yapılıyor. Bunun mantıklı olmadığı şuradan belli. Bu
hükümette Necip’in MİT müsteşarı olması mantıksız bir
şey. Bunun olmayacağını her insan görebilir. Bazı
uluslararası örgütlerden çok büyük miktarlarda para
alındığı yönünde iddialar da gündeme geldi bir dönem.
Uluslararası örgütler, sivil toplum örgütleri için
ödenen paralar havalarda uçuşuyor. Türkiye’de euro’lar
sivil toplum örgütlerinin başına saçılıyor adeta. Bu da
bir kültür oldu bu ülkede. Bunu çok doğal karşılıyor
insanlar. ‘İş yaptık karşılığını alıyoruz’ diyorlar.
Bize hiçbir örgütten hiçbir şekilde para teklif
edilmedi. Necip zaten öyle bir teklifin yapılabileceği,
bir adam değildi. Buna kimse cesaret edemezdi çünkü
deşifre ederdi. Teklif gelmedi sadece bol bol tehdit
geldi.
Bu tehditlerden hiç tedirgin
olmadınız mı? Kendisi ne düşünüyordu?
Aslında o kadar ilginç ki o tehditler son
bir yılda çok yoğundu. 18 Aralık 2002 tarihine kadar
sürdü. Bir gün sokakta adamın birinin Necip’in üzerine
arabasını sürdüğünü hatırlıyorum. Adam “Seni Allahsız,
kitapsız, nasıl böyle konuşursun?” diye Konur Sokak’ta
arabayı üzerine sürmüş. Necip bana anlatırken üzüntüsünü
ifade etti. Hem çok şaşırmıştı ve hem de yaşadıklarına
inanamamıştı. E-mail ya da cep telefonuna pek çok tehdit
mesajı alıyordu. Ama hiçbir şekilde korkan bir insan
olmadı.
Necip Hablemitoğlu’nun yayınlanmamış
çalışmaları olduğunu dile getiriyorsunuz. Bu eserleri
derlemeyi ve okuyucu ile buluşturmayı planlıyor musunuz?
Elbette yapılacak çok şey var. Ama zaman
bulamıyorum. Şu ana kadar yayınlanan 10 kitabı var.
Çıkardığı dergilerdeki makaleleri toparlayacağız. Bugüne
ışık tutan özellikle Türk dünyası ile ilgili makaleler
bunlar. Onları hazırlayabileceğim günleri bekliyorum.
Ben henüz Necip ile ilgili kurumsal bir yapı
oluşturamadım. Benim bundan sonraki amacım bu. Hiçbir
iddiası olmayacak bir yapı aslında. Vakıf gibi bir şey
düşünmüyorum çünkü bunun için çok büyük destek almak
lazım. Kimse destek vermiyor. Ya da sormuyor. Yapmak
istediğim şeyin adını koydum ancak maddi imkanlar henüz
yeterli değil. Eşimin yayınlarını basan ancak
teliflerini ödemeyen iki yayınevi ile çalıştım. Bu çok
büyük bir ahlaksızlıktı. Belki bir yayınevi kurup O’nun
eserlerini çıkarmak çok daha kolay olacak.
O’nun izinden
gidecekler Kızlarınız babalarını örnek
alıyor mu? O’nun izinden gitmek istiyorlar mı? İzi
düşen bir babaları var. Elbette O’nun izinden
gidecekler. Ancak gidiş şekli önemli. Ülkeyi sevmek ve
ülke için çalışmak anlamında babalarının izinden
gideceklerinden eminim. Onların çok çalışacaklarını
biliyorum. Sorumluluğu öğrendiler ve öyle bir iklimde
büyüdüler. Necip Hablemitoğlu, yıllarca vatan
sevgisiyle sürdürdüğü araştırmaları sonucunda Türkiye’ye
zarar veren şer odaklarının hedefinde oldu. Ömrünün son
günlerinde Alman vakıflarının oyunlarını deşifre etmeye
çalıştı. Dört yıl önce Türkiye’nin bugünlerine dair dile
getirdiği endişeleri var mıydı? Eşim, çok açık ve
net konuşan bir insandı. Ancak bu ülkede bir hastalık
var. Herkes bir şey söyleyeceği zaman o söyleyeceği
şeyin etrafında dolaşarak konuşuyor. Necip ne söylemesi
gerekiyorsa onu direk söylerdi.
Muhalif
bir sesti Örneğin ölümünden birkaç ay önce
verdiği bir röportajında, bugünün aktörlerinden söz
ediyordu. Bu bir öngörüdür. Bugün yaşasaydı bugünkü
yapının biraz daha ilerisini anlatacaktı bize. Nereye
doğru gittiğimizi tahmin edebiliyoruz ama Necip bu
gerçekleri net bir şekilde anlatacaktı. Gerçeği bu kadar
net ifade eden insanlar diğerlerini pek memnun edemez.
Şüphesiz muhalif bir ses olacaktı. Güdümlü değil ama
eleştirel muhalif. Ülkesini seven bir insandı ve bunu
yaşam biçimi olarak benimsemişti.
|