SESSİZ AĞIT'tan ALINTILAR...

…Bana kalırsa, bir insanın kaza ya da hastalıkla aniden ölümü ile uzunca bir süre yaşadıktan sonraki ölümü arasında tercih edilmesi kolay bir fark vardır. Oysa gözünüzün önünde bir başkası tarafından ucuz, adice bir pusuya düşürülerek öldürülmüş, savunmasız ve masum bir ifade ile buz gibi bir akşamda yerde cansız uzanmış biri varsa; üstelik bu biri sizin en sevdiğiniz, hücrelerine kadar benimsediğiniz, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğiniz, birlikte yaşlanmayı istediğiniz tek insansa; ölüm karşısındaki çaresizliğiniz ürkütücüdür. Çünkü bu, ne ölümün insana yüklediği çaresizlikle, ne sıralı ölümle, ne de ecel gibi bilindik bir öğretinin terminolojisi ile açıklanamaz. Bu adaletsizdir, haksızdır, merhametsizce bir durumdur. Ölüm insancadır, ama böylesi değildir…

…Necip’in bugün yaşamıyor oluşunun Türkiye’de nerede durup, ülkeye, insanlara, olaylara ve yaşama nereden baktığı ile ilişkili olduğunu da düşünüyorum. Necip’in tüm bu bakışını yansıtan bir duruşu var. Gerçekte bu duruş Necip’in katilidir. Necip’in doğru, öykünülecek ve peşine takılarak gidilecek bir duruşu vardır. Ve yaşamamalıdır. Bu durumda Necip için böyle ölmek Türkiye’de alternatifi olmayan bir sondur. Necip kısmen ölüm zamanını ve ölüm biçimini ne kadar kendisine yazılan kader olarak algılasa da, bu konuda tevekkül gösterse de, öldürülmesi bir kader değil. O’na ait bir kaderi yaşamadı ki Necip. Türkiye’de yurtseverlerin takındığı, benimsediği duruşun, kimliğin ortak kaderi bu. Hatta Onlar’ın geride bıraktıklarının çektikleri benzer acılarla hepimizin ortak kaderi…

…Yaşamaya dair yazmak belki bundan farklıdır. Ben ölüme, yokluğa ve biraz da yokluğa inat var etmeye dair yazmak istedim. Yazı ile arası iyi olanlar, üst üste koydukları satırları bütün olarak başkalarına sunarken, bunu bir çocuk sahibi olmaya benzetirler. Benim için yazmak hiç de böyle olmadı. Çünkü ben çocuklarımızı dünyaya getirirken coşkuyla mutluluk gözyaşları döktüm. Oysa yazarken gözlerimden süzülen yaşlarda ne coşku, ne gurur, ne de mutluluk vardı. Acı ve iç sızısından başka hiç bir şey hissetmedim. O kadar çok ağladım ki, bazen günlerce kendime gelemedim. Kirpiklerimin dipleri yanarken, başım omuzlarımın üzerinde taşıyamayacak kadar ağırlaşırken iç sesimin satırlara yansıması beni rahatlattı. Eskiler derler ki, “insan insanın avusunu alır”, ben içimdeki acının beni zehirlemesini ancak böyle yazarak engelleyebildiğimi düşünüyorum…

“...ölüm er ya da geç iyi ki herkes için var, iyi ki ölüm var ..! “ Çünkü öldüren de, öldürten de bir gün ölecek. Ama Necip’ten hemen sonra, ama yıllar sonra. Olsun ölecek ya... Eğer varsa ardından sevdiklerinin yürekleri yanacak ya... Yandıkça kömürleşip yeniden tutuşacak ya... Tıpkı bizim sürekli yanmamız gibi. Bu da benim avuntum işte. Ne ilahi adalet ne öteki dünya, hepsi anlamsız. Tek ve eşit gerçeklik nefes alıp vermenin bitişi. Ben bunun için mutluyum…

http://www.hablemitoglu2002.cjb.net