![]() |
|
Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net |
| Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, İstanbul'da faaliyet gösteren 207 sivil toplum kuruluşunun, Cumhuriyet'in temel değerleri doğrultusunda oluşturdukları ortak bir platformdur. Tıpkı, halihazırdaki hükûmetin muhatap kabul ettiği "Emek Platformu" gibi. Fethullahçı istihbaratçıların, bu demokratik platforma karşı çıkmalarının ve dağıtmaya kalkışmalarının temel nedeni, S.T.K.B.'nin, Fethullah Gülen ve yandaşları aleyhine kamuoyu oluşturma "suç"unu işlemiş olmalarıdır. Örneğin, platform, yayınladığı bildiriler, katıldığı TV programları ile kamuoyunun dikkatlerini yasadışı fethullahçı yapılanmasının devlet içindeki faaliyetlerine çekmiştir. Ancak, fethullahçıları asıl çileden çıkaran, S.T.K.B.'nin yayınladığı "Hocanın Okulları" adlı kitap olmuştur (83). 1998'de, A.B.D.'deki "zorunlu tedavisini"nin henüz başlangıcındaki Fethullah Gülen, avukatları vasıtasıyla platform aleyhine 5 milyar TL. tutarında manevi tazminat ile yayının toplatılması için dava açtırmıştır. İstanbul Fatih Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin verdiği 1.5 milyar TL tutarındaki tazminat kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur (84). Türkiye'de Fethullah Gülen'in talimatları gereğince "Adliye"de kadrolaşmaya çalışan, ancak yeterli güce ulaşamayan fethullahçılar, konuyu yasadışı yollarla çözümleme doğrultusunda kendi istihbaratçılarına havale etmişlerdir. İşte bu aşamada, S.T.K.B. aleyhine, sahte imzalı ya da imzasız "ihbar" mektupları yağdırılmaya başlanmıştır: Örneğin, Emekli Savcı İsmail Öztekin imzasıyla, "tam adamına" yani dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a gönderilen mektup, "göreve geldiğiniz günden beri polis teşkilâtımızın üstün gayretleri ve hizmetleri her türlü övgüyü haketmektedir. Bu nedenle sizin şahsınızda bütün Polislerimizi yürekten kutluyorum" cümleleriyle başlamakta ve biraz aşağıda, "geçmişte Cumhuriyetin temelini dinamitleyen bir çok olaya karışmış kişilerin, bugün tam tersine Cumhuriyete sahip çıkıyor görünme gayretleri ve özellikle Cumhuriyetimizin korunması ile ilgili toplumsal hassasiyet gerektiren konularda en önde gözükme çabaları, kirli olan geçmişlerini örtmeye yönelik çamur atma kampanyası olmanın ötesine gitmemektedir" cümleleriyle esas maksat belirtildikten sonra, S.T.K.B.'nin kimi yurtsever yöneticilerine, asılsız isnat ve hakaretlerle saldırılmaktadır (85). Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Masası'na hitaben yazılmış tarihsiz bir başka ihbar mektubunun altında, imza yerine "Eski STKB Üyesi Bir Dernek Başkanı" diye yazan kimliği belirsiz kişi, Platformun önde gelen isimlerinden Gülseven Yaşer, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman, Prof.Dr. Bülent Berkarda, Prof.Dr. Türkan Saylan gibi kişilerin "öldürülme tehditlerine" maruz kaldığını iddia etmektedir. Halk deyimi ile "deli saçması" diye nitelendirilebilecek iddia ve isnatları içeren bu imzasız mektubun sahibi, "konuyu ilginize sunar, zarar görebileceğim düşüncesiyle ismimi veremeyeceğimden dolayı affınıza sığınırım" cümlesiyle mektubunu sonlandırmaktadır (86). "... Ben güzel Türkiye'nin yararına bir çok aktiviteyi gerçekleştirmiş, hem bir derneğin hem de vakfın başkanı olarak, uzun zamandır devletin yetkili organlarının adeta gözlerinin içine baka baka her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve zorbalıkların odağı haline gelmiş ve bünyesinde yaklaşık 300 tane dernek, vakıf ve girişimi barındıran Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Girişiminden söz etmek istiyorum" cümleleriyle başlayan bir diğer ihbar mektubunda, S.T.K.B.'ni Dev-Genç, APO-PKK, Dünya Kiliseler Birliği ile ilişkilendiren (!) muhbir, Gülseven Yaşer, İlhan Baş, Engin Yurddaş, Türkan Saylan, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman gibi isimleri ağır isnatlarla suçlamaktadır. Tabii bu muhbir de, gerçek ismini vermek yerine, "Eski STKB Girişimi Üyesi Dernek ve Vakıf Başkanı" notuyla yetinmektedir (87). Şükran Önder imzası ile Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen tarihsiz bir ihbar mektubunda, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında, akılalmaz iddialarda ve isnatlarda bulunulmaktadır (88). Cengiz Oygür imzası ile yine Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen 27.10.2000 tarihli ihbar mektubunda, Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında yolsuzluk iddialarında bulunulmaktadır: "Ben bu suistimalin sadece Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'ndeki kısmına tanık oldum. Diğer bankalardaki hesaplarla nasıl oynadıklarını tam olarak bilmiyorum ama büyük bir vurgun olduğunu tahmin ediyorum. Bunun yanısıra bu vakıfların aynı şubede çok sayıda değişik isim ve kısaltmalarla trilyonlarca liralık hesaplar açtırdıkları ve bu hesaplara çoğunluğu yurtdışında bulunan yasadışı örgüt ve kuruluşlardan da bağış topladıklarını bizzat bir yetkiliden öğrendim" (89). Diğer taraftan, Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'nden, yukarıdaki iddialarla ilgili olarak yapılan 16.5.2001 tarih ve 304 sayılı açıklamada, Çağdaş Eğitim Vakfı'na ait tüm parasal işlemlere ilişkin bilgiler verildikten sonra, muhbirin isnatları kesin biçimde reddedilmektedir: "Anılan dilekçede Vakfa ait trilyonlarca liralık hesapların üst düzey yöneticileri tarafından açıkça kimlik bilgileri belirtilmeden yakınları olarak bahsedilen kişilerce kullanıldıkları ve şube personelinin de bunu bildiği iddiasının, yukarıda belirtilen hesap durumları ve personelin bahsedilen türde bir tanıklığı olmadığından, gerçekdışı olduğu kanaatindeyiz. Bu tür olaylara değerli Vakfınızın ve Bankamızın adının asılsızca karıştırılmasını üzüntüyle kınamaktayız. Bilgilerinize arz ederiz" (90). Çok sayıdaki imzasız ya da sahte imzalı ihbar dilekçesinin biri de, Celal Gökyay adını veren hayali bir şahsa aittir: "Sayın Emniyet Genel Müdürüm" diye başlayan ihbar dilekçesinde, yine Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği aleyhine, çok sayıda asılsız isnatta bulunulmaktadır: "... Yapılacak incelemelerden de anlaşılacağı gibi, yukarıda isimlerini açıkladığım kişilerin aile şecerelerine bakıldığında veya irtibatları deşifre edildiğinde, ifade etmeye çalıştığım ve sadece aysbergin görünen kısmına temas edebildiğim hususların ne derecede vahim boyutlarda olduğu anlaşılacaktır. Ayrıca, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliği'nin Türkiye'deki faaliyetlerini yürüten Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı aracılığıyla ülkemizdeki zeki ve nitelikli kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocukları, Vaftiz Babası yaparak hristiyanlaştırmak istemekte, Dünya Kiliseler Birliği'nin görüş ve talimatları doğrultusunda hareket etmekte, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde, yöneticiliğini yaptığı dernek kanalıyla Dünya Kiliseler Birliği'nin de yönlendirmesiyle vatandaşlarımızın milli ve manevi duygularını rencide edici uygulamalara giderek Hristiyan Dünyasına hizmet edecek kadrolar oluşturmak için bu bölgelerdeki yoksul ve zeki kız öğrencileri seçip, bunlara burs vermek suretiyle Hristiyan annesi Reiman Hanımın vasiyetini yerine getirmektedir. Sayın Valim ... trilyonlar göz göre göre hem de devlet eliyle zimmetlere geçirilmektedir. Hristiyan dünyasına hizmet için sarfedilmektedir... Durumu takdirlerinize sunuyorum" (91). Bu ihbar dilekçesinin diğerlerinden farkı, ikamet adresinin belirtilmiş olmasıdır. Ne var ki, daha geniş ifadesini almak üzere, belirtilen adrese üç polis memuru görevlendirilmiştir. Yılmaz Doğan, Abdurrahman Kundakçı ve Abdülkadir Bozan adlarındaki polis memurları, verilen adrese gitmişler ve durumu şu tutanakla belirlemişlerdir: "17.11.2000 tarihinde Sayın İçişleri Bakanı Sadettin TANTAN'a hitaben Celal Gökyay isimli şahıs tarafından yazılan şikayet dilekçesinde, Kartaltepe Mahallesi Şirin Sokak 28/12-İstanbul adresinde ikamet ettiğini beyanla, adresinde yapılan araştırmada; Adı geçen şahsın hangi ilçede ikamet ettiğini açık olarak belirtmediği, ilimiz genelinde, Bakırköy, Bayrampaşa ve Küçükçekmece ilçelerinde Kartaltepe mahallelerinin bulunduğu, Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi adresinde Şirin Sokak üzerindeki çift rakamlı hanelerin (2) numaradan başlayıp (8) numarada son bulduğu, tek rakamlı hanelerin (3) numaradan başlayıp (17) numarada son bulduğu ve karşısının çıkmaz sokak olduğu, dilekçede belirtildiği gibi Şirin Sokak üzerinde 28/12 numaralı hanenin olmadığı, Şirin Sokakta ikamet edenlerden sorulduğunda adı geçen Celal Gökyay isimli şahsı da bu adreste tanıyan bulunmadığı adreste yapılan tahkikattan anlaşılmış olup, işbu tutanak tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza altına alındı. 02.01.2001" (92). Emniyet, bu "delisaçması ve dayanaksız" iddia sahibinin hiç olmazsa adresini tahkik ederken; M.İ.T. bunu da yapmamış, İçişleri Bakanlığı'na gönderilen yazıda, müfterinin gerçek kimliğini araştırmaya lüzum görmeksizin, sözkonusu dayanaksız isnatların tevili yoluna gitmiştir (93). M.İ.T.'nın sözkonusu yazısı ile muhbirin dilekçesinin yer yer örtüşmesi, ister istemez bir takım kuşkuları da gündeme taşımıştır. M.İ.T.'nın tarafsızlığına ilişkin kuşkular, hiç şüphesiz İçişleri Bakanlığı için de geçerli olmuştur. Örneğin, ihbar mektuplarının ve dilekçelerinin imza kontrolü yapılması, yasal bir zorunluluk olarak ortada iken, dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından İstanbul Valiliği'ne gönderilen 22.12.2000 tarih ve 296654 sayılı yazıda şöyle denilmiştir: "Cengiz Uygur ile Şükran Önder isimli şahıslar tarafından Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kanalıyla Bakanlığımıza intikal ettirilen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı hakkındaki şikayet dilekçeleri ilişikte gönderilmiştir. Bilgilerinizi, sözkonusu şikayet dilekçelerinde iddia edilen hususların araştırılarak incelenmesini; gerekli işlemlerin yapılmasını ve sonucundan 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri gereğince dilekçe sahiplerine ve Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim" (94). Sözkonusu yazıya karşılık, S.T.K.B. dönem Başkanı ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer tarafından İçişleri Bakanlığı'na resmi bir yazı ile müracaat edilerek, Bakanlığın 3071 sayılı yasaya aykırı olarak hareket ettiği ve bunun suç olduğu vurgulanmıştır. Yazıda, işbirliği görüntüsünden rahatsızlık ifade edildikten sonra, polis kimliğini kullanarak psikolojik baskı uygulayan müritlerin yaptıklarına da dikkat çekilmiştir: "... Öte yandan gerici akımlara karşı tarafımızdan yürütülen mücadele o denli etkili olmaktadır ki, Vakıftan ayrılan personelin takibi ile üzerlerinde baskı uygulanması gayretlerine dahi girişilebilmektedir. Amaç, çalışmakta olan vakıf personelinin yıldırılarak gerici emellerinin engellenmesinin önüne geçilmesidir. Nitekim, İstanbul Valiliği'ne yapılan yazılı müracaat ertesinde tarafımıza bildirilen İl Emniyet Müdürlüğü'nün 12.04.2001 tarihli yanıtından öğrenildiğine göre, özel nedenlerle vakıftan yeni ayrılan eski bir çalışanın evine giderek 'polis kimliği'ni gösteren 'Ahmet Erten' isimli şahsın İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli olmadığı ve Müdürlük tarafından da bu amaçla hiçbir personelin görevlendirilmediği belirtilmiştir.... Yanıtta yer alan İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda bu şahsın görevli olmamasının ötesinde Emniyet Genel Müdürlüğü çapında gerekli araştırmanın yapılması, benzer kanun tanımazlıklara karşı gereken önlemin alınmasında önemli bir aşama olacaktır" (95). S.T.K.B. adına yapılan tüm girişimler, tahmin edilebilen nedenlerden dolayı sonuçsuz kalmıştır. Örneğin, dönemin İçişleri Müsteşar Yardımcı M. Rasih Özbek, 3071 sayılı yasa ile ilgili tüm resmi uyarılara rağmen, İstanbul Valiliği'ne gönderdiği bir diğer yazıda, platforma bağlı 207 Sivil Toplum Kuruluşu arasından, özellikle fethullahçılara karşı mücadelede ön plana çıkanları işaret ederek, haklarında işlem yapılmasını istemiştir: "Emekli savcı İsmail ÖZTEKİN isimli, imzalı ve isimsiz ve imzasız olarak Bakanlığımıza intikal eden Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) ile bu birliğin yöneticileri konumunda bulunan Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven YAŞAR, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan SAYLAN, Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticilerinden İlhan BAŞ, Dayanışma Derneği Başkanı Bülent BERKARDA, Demokratik İlkeler Derneği Başkanı Engin YURDDAŞ, Eymen SEZERMAN ve 68'liler Birliği Başkanı Haşmet ATAHAN hakkındaki şikayet dilekçelerinin birer örneği ilişikte gönderilmiştir. Şikayet dilekçelerinde belirtilen hususların incelenerek gerekli işlemin yapılmasını ve sonucundan ivedilikle Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim" (96). Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından İstanbul Valiliği'ne gönderilen bir başka yazıda, isimsiz-imzasız ya da sahte isim ve adresli ihbar mektuplarına ve şikayet dilekçelerine sahip çıkılırken, yazının altına kaydedilen bir notta, daha da ileri gidilmiştir: "Not: STKB İçişleri Bakanlığı'nca yasadışı (illegal) olarak kabul edilmiş. Bu nedenle; 13 İl Valiliğine İçişleri Bakanı (STKB'ye) üye dernek, vakıf vb. hakkında hem yönetici, hem de üyeler hakkında yasal işlem yapılması yönünde talimat vermiş. STKB'de illegal örgütlerle ilintili şahıslar varmış (bu şahıslar ayıklansın). Ayrıca; Maliye Bakanlığı müfettişleri önümüzdeki haftalarda STKB'ye üye dernek ve vakıfları denetleyecekmiş. Arz" (97). Aynı şekilde, İstanbul Vali Yardımcısı Osman Demir tarafından imzalanan, 22.01.2001 tarih ve 23457 sayılı bir başka yazıda da, "Ayrıca STKB adında yasal bir birlik olmadığından, konu hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur" denilmiştir (98). S.T.K.B.'nin dağıtılması operasyonunda, Cumhuriyet Başsavcılıkları, Emniyet, Maliye derken, Vakıflar Genel Müdürlüğü de devreye girmiştir. Örneğin, Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı'na gönderilen bir yazıda, şu senaryoya yer verilmiştir: "Vakfınızın 68'liler Vakfı ile bir araya gelerek 'Eğitim Hakkını Savunma Komitesi' adı ile yasadışı bir yapılanmaya gittiğiniz duyumları alınmıştır. Her iki vakfın mevcut dosyalarındaki kuruluş senetleri ve değişiklik senetlerinin incelenmesinde böyle bir komite kurulabileceği hükmü bulunmamakla birlikte, söz konusu komitenin oluşturulması hususunda bir senet değişikliği talebiniz de bulunmamaktadır. Bu nedenle vakıf senedinizde yer alan hükümler dışında faaliyette bulunulmaması, aksi halde vakıf yöneticileri hakkında 903 sayılı yasanın ilgili maddeleri gereğince yasal işlem yapılacaktır" (99). Bu yazıya karşılık, adıgeçen vakıflar, böyle bir komitenin hiçbir zaman sözkonusu olmadığını bildirirken, Bölge Müdürlüğü'nün yasal yetkilerini aşarak örtülü tehdit girişiminde bulunmaya hakkının olmadığını yazılı olarak beyan etmişlerdir: "... Son zamanlarda Vakfımıza yönelik bir takım kim olduklarını dahi ifade etmekten uzak, arkalarında gerici güçlerin olduğu, sahte imza, isim ve adres bildiren kişilerin Vakıf hakkında gerçek dışı iddialarda bulundukları bilinmektedir. Böylece hem Vakfımız; hem sizler asılsız bazı iddialar yüzünden gereksiz yere meşgul edilmektedir" (100). Aynı şekilde, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne gönderilen 29.05.2001 tarihli ve 128 sayılı yazıda ise, sahte imza, isim ve adres bildiren kişilere alet durumuna düşülmemesi; yasal gereklere uyulması; vakıfta tüm çalışmalarla ilgili hacimli bir denetim gerçekleştiren ve kendisini "Avukat&Mühendis" olarak tanıtan Selçuk Orhon adlı görevlinin, müfettiş kadrosunda olup olmadığının bildirilmesi istenilmiştir (101). S.T.K.B.'nin yönetimindeki fethullah karşıtı dernek ve vakıflara karşı tüm bu "kontrol" ve "denetim"ler, 2000 yılının son aylarından itibaren daha da sıkılaştırılmıştır. Nedenine gelince, S.T.K.B. yöneticilerinden Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof.Dr. Türkan Saylan, Fethullah Gülen Davasının görüldüğü Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden müdahillik isteminde bulunmuşlardır (102). S.T.K.B.'nin dağıtılarak etkisizleştirilmesi sürecinde, konu T.B.M.M.'ne de taşınmıştır. Örneğin, Karaman Milletvekili Zeki Ünal, 24.10.2000'de dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tarafından yazılı cevaplandırılması talebini içeren bir soru önergesi vermiştir: "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Doğu ve Güneydoğu'da ilköğretimin 6, 7 ve 8. sınıfları ile Lise 1. sınıfta okuyan kız öğrencilere, yılda 100 milyon lira karşılıksız burs vereceğini taahhüt ederek: 'İlköğretimin 6., 7., 8. ya da 9. sınıflarında okuyan kız öğrenci olması, liseyi bitirene kadar okuma isteği olması, bursu alacak kız öğrencinin annesi artık doğurmayıp, doğumu engelleyen bir yöntem uyguladığını sağlık ocağından belgelemesi, Ziraat Bankasından hesap açtırılırken numarasının ilgili derneğe verilmesi' gibi şartlar ileri sürülmektedir. Sorularım şunlardır: 1. Doğu ve Güneydoğu gibi duyarlı bir bölgede öğrencilere, bir dernek tarafından, burs verme adına, öğrenci ailelerinin özel hayatlarına müdahale anlamına gelecek bir talepte bulunulmasını doğru buluyor musunuz? Bu durum, bölge halkında bir huzursuzluğa sebep teşkil etmez mi? Toplumda gerginliğe neden olabilecek bu tür faaliyetler ve açıklamalar dernek yasasına aykırı değil midir? Aykırı ise, ilgililer hakkında ne gibi bir işlem yapılacaktır? 2. Burs verme şartları arasında, özellikle İmam Hatip Okulu Lisesi öğrencisi olmayacak şartı, toplumda dini bir ayrımcılık yapıldığı anlayışını doğurmaz mı ve eğitimdeki fırsat eşitliği ilkesini ihlal etmez mi? Bu da yasalara göre suç değil midir?" (103). Bu önerge sonrasında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne -yasal izinle- baskınlar yapılmış ve tüm evraklara elkonarak "açık" aranmıştır. Ardından da konu yargıya intikal ettirilmiştir. Basında, konu ile ilgili olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde, sırf Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni pasifize etmeye yönelik özel bir birim oluşturulduğuna ilişkin haberler yer almıştır. Yukarıdaki soru önergesinin ardından, bu defa Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Başbakan Bülent ECEVİT'in cevaplaması istemli soru önergesi T.B.M.M. Başkanlığı'na sunulmuştur: 1. "Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) kuruluşu ve faaliyetleri itibariyle yasalara ve hukuki mevzuata uygun bir kuruluş mudur? STKB'nin kuruluşuna hangi kişi ya da kurumlarca müsaade edilmiştir? Birlik ve üye örgütler en son ne zaman ve hangi mercii tarafından mali ve diğer faaliyetleri yönünden denetlenmiştir? 2. Bu örgütün Dünya Kiliseler Birliği (DKB) ve Ermeni-Rum lobilerinden20 milyar lira yardım aldığı iddiaları doğru mudur?Birlik bu parayı nerede ve ne şekilde sarfetmiştir? 3. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen CIA Ortadoğu Masası Şefi Mark Parris ile STKB yöneticileri devletin bilgisi dahilinde mi görüşmüşlerdir?Bu görüşmede hangi konular ele alınmıştır? 4. Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer hangi sıfatla ve yetki ile STKB başkanlığını yürütmektedir? 5. Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı yönetim kurulu üyesi Prof.Dr. Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliğinin himayesinde Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı aracılığıyla hristiyanlaştırma propagandası yaptığı ve bu amaçla özellikle Doğu ve Güneydoğulu yoksul ve zeki kız öğrencilere burs verdiği iddiaları doğru mudur? 6. Vakfın burs verdiği kız ve erkek öğrenci sayısı nedir? Burs alan öğrenciler içinde hristiyanlığı resmen kabul eden ve bu amaçla İslâm dininden çıkmak için müracaat eden öğrenciler olmuş mudur? 7. Vakıf Başkanı Türkan SAYLAN'ın annesinin Limina Raiman adlı bir hristiyan olduğu ve Kiliseler Birliği tarafından görevlendirilerek 1980 yılında Türkiye'ye gönderildiği yönündeki bilgiler doğru mudur? 8. Dünya Kiliseler Birliği Türkiye Temsilcisi olduğu iddia edilen Ameniel Bağdaş'ın organize ettiği ve STKB üyesi örgüt mensuplarının iştirak ettiği iddia edilen mutat toplantılar devletin bilgisi dahilinde mi yapılmaktadır? Bu toplantılarda ülke menfaatleri aleyhine konuşmalar ve kararlar alındığı doğru mudur? 9. Yasadışı olduğu iddia edilen Sivil Toplum Kuruluşları Birliği üyesi, 68'liler Birliği Vakfı, Helsinki Yurttaşlar derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Uluslar arası Sanayi ve İşadamları Derneği gibi örgütler yakın geçmişte yaşanan deprem felaketi nedeniyle topladıkları ve dağıttıkları yardım miktarı ne kadardır? Bu yardımların dağıtımında Dünya Kiliseler Birliğinin etkisi ve yönlendirmesi olmuş mudur? 10. Aynı binada faaliyet gösteren Kitab-ı Mukaddes Şirketi, Amerikan Board Heyeti ve Sağlık Eğitim Vakfının kendi aralarında bu örgütler ile Dünya Kiliseler Birliği arasında organik bir bağ mevcut mudur? 11. STKB yöneticilerinin 'Biz gücümüzü derin devletten alıyoruz' şeklinde bir beyanları olmuş mudur? Olmuşsa resmi makamların bu kuruluş hakkında aynı yönde kabulleri sözkonusu mudur? 12. Türkiye'de faaliyet gösteren vakıf, dernek, şirket, oda, sendika gibi kuruluşlar hangi şartlarda biraraya gelip bir üst örgüt oluşturabilirler? Yukarıda sözü edilen örgütlerin yönetim kadrolarında geçmişte ağır hapis cezası almış ya da terör örgütleri ile ilişkisi bulunanlar var mıdır? Varsa bu şahıslara rağmen sözkonusu örgüt faaliyetlerine nasıl müsaade edilmektedir?" (104). Bu önergeye, Başbakan Bülent Ecevit'in yerine İçişleri Bakanı Kazım Yücelen'in vermiş olduğu yanıtın, istihbarat tekniğine, politikacı etiğine, devlet adamı ciddiyetine uygun olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur (105). Kesin olan şu ki, Yücelen'in, bilerek ya da bilmeyerek, oyuna getirildiği izlenimi doğmuştur. İçişleri Bakanı ile STKB yöneticileri arasında, makam odasında cereyan eden "tatsız" görüşmeden de hiçbir sonuç çıkmamıştır (106). Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olmak üzere, pekçok sivil toplum kuruluşu, fethullahçılarla uğraştıklarına "pişman" edilerek mücadele platformundan çekilmişlerdir. Sonuçta, S.T.K.B. DAĞILMIŞTIR (107). STKB'nin dağıtılması ve kimi sivil toplum kuruluşlarının bir daha asla fethullahçılarla mücadele edemeyecek konuma getirilmesi, fethullahçı istihbaratçıların planlı istihbarat faaliyetlerinin kusursuz bir örneğini oluşturmuştur. |
| Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek |