![]() |
|
Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net |
| Yukarıdaki dezenformasyon belgesinden umdukları tepkiyi ve sonucu alamayan fethullahçı istihbaratçılar, bu defa taktik değiştirerek, Çağdaş Eğitim Vakfı'na adam yerleştirmişlerdir. "Alevi inançlı bir Atatürkçü" olarak kendini tanımlayan ve bilahare gerçek adını kullanmayan bir komiser, elinde M.İ.T.'na ait belgelerle birlikte Vakfa gelerek, yardım taahhüdünde bulunmuştur. Kısa bir süre içinde "mutemet" konumuna gelen fethullahçı istihbaratçı, Vakfın faaliyetlerini yönlendirirken, Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer ile görüşmelerini de gizli-görüntülü kayda almıştır. Kendisine duyulan güveni pekiştirme sürecinde, 14.4.2002 tarihinde Gülseven Yaşer'in evinin kimliği belirsiz kişilerce kurşunlanması olayı ile de yakından ilgilenen (!) komiser, sonuçta hazırlanan ve sadece şeriatçı çizgide yeralan kanallarda yayınlanan dezenformasyon programı ile deşifre olmuştur (111). Sözkonusu programda Gülseven Yaşer'e isnat olunan iftira, PKK'ya yardım ve yataklık yapmaktır. Aşağıdaki belge, fethullahçı istihbaratçıların, kişiye (hasma) yönelik planlı istihbarat operasyonunun belli başlı evrelerini gösterme açısından önem taşımaktadır. İşte, Gülseven Yaşer'in İçişleri Bakanlığı'na ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne, "Bayram Özbek isimli emniyet mensubu hakkında" yaptığı suçduyurusu ve başına "getirilenler": "Yurt çapında yayın yapmakta olan IŞIK TV Kanalında 04 Mayıs 2002 tarihinde saat 23.00'te 'Özel Haber' olarak bir program yayınlanmıştır. Bu programda yer alan gizli çekimle gerçekleştirilen şahsıma ait konuşma ve görüntüler, çarpıtılarak montajlanmış şekilde Samanyolu TV ve Kanal 7 Televizyon Kanallarında muhtelif tarihlerde gösterildiği gibi, Zaman Gazetesi'nin 07.05.2002 tarihli nüshasında da aynen yayınlanmış ve benim bir arkadaşımla yaptığım görüşme olarak kamuoyuna yansıtılmıştır. Bu program ve içeriğinden, 06 Mayıs 2002 tarihinde Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2000/124 esas sayılı dosyasında, Sanık Fethullah Gülen ile bağlantılı olarak görülen davada, Sanık Vekillerinin Mahkeme'ye bant ve çözümünü sunmaları ve şahsım hakkında asılsız değerlendirmelerde bulunmaları üzerine haberdar olunmuştur. Aşağıda açıklanacak olgularla birlikte değerlendirildiğinde, gerek haberin veriliş biçimi, gerekse de duruşma esnasında Sanık Vekillerince dosyaya kaset ve bant çözümlerinin sunulması, ertesinde de 'Şehit Aileleri de kullanılarak suç duyurusunda bulunulması', amacın manipülasyon olduğunu, Mahkeme'nin yanıltılması ve kamuoyunda şahsım hakkında husumet yaratılması kasdıyla haberin yayınlandığını somutlamaktadır. Zira, Anayasal laik düzeni ortadan kaldırarak şer'i hükümlere dayalı bir düzenin hakim kılınması için çalışmalar yürüttüğü iddiasıyla hakkında dava açılan Sanık Fethullah Gülen'in yürüttüğü çalışmalara karşı çıkılması ertesinde, bu grubun şahsıma karşı yönelttiği ilk gerçek dışı iddia bu olmamakla birlikte, koruma verilmesi istekleri de dahil olmak üzere, ilgide bir kısmı aktarılan İstanbul Valiliği'ne sayısız müracaatlarda bulunulmuştur. Şahsım ve Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı'na yönelik yasadışı oluşumlara karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezdinde 28 Kasım 2000 tarihinde yapılan başvuru ertesinde, halen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Değerlendirme Bölümü'nde görevli komiser rütbesindeki Bayram Özbek isimli emniyet mensubu, resmi kimliğini de göstererek şahsıma müracaat etmiş ve son olarak evimin kurşunlanması da dahil olmak üzere, Vakıf ve şahsıma yönelik yardımcı olacağını ifade etmiş ve kendisiyle kişisel görüşmelerde bulunulmuştur. Tüm bu süreçte, çalıştığı bölümde de kendisinin izlendiği konusunda beni ikna ederek, resmi kimliğinin yerine 'Hayri veya Mesut Öz' olarak kendisine hitap edilmesinin uygun olacağını bildirmiş, kendisine Vakıf çalışanlarından birisi adına kayıtlı ve '0555.3477675" nolu cep telefonu verilerek görüşmeler bu telefondan yapılmış ve internetten e-mail adresi olarak da 'hayricanoz@e-kolay.net' kullanılmıştır. Benimle görüşen ve aşağıda açıklanacağı üzere şahsımla ilgili açıkça provokatör bir tertibin içerisinde yer alan Bayram Özbek isimli İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bu kişi, benimle yaptığı görüşmeyi gizli kameraya almış, bu görüntüyü yukarıda belirtilen IŞIK TV televizyon kanalına vermiş ve istenilen yerlerin montajlanarak yayınlanmasını sağlamış ve kamuoyunda PKK için faaliyet gösteren bir kimse olarak şahsımın tanıtılmasına neden olmuştur. Zira, ekte sunulan kaset izlendiğinde görüleceği üzere, kişilik haklarımı doğrudan rencide edici bir üslupla, kasten bu kişinin beyanları yayında ön plana çıkartılmış olup, amaç, tarafımdan bizzat ifade edilmeyenlerin bu kişiye ifade ettirilmesi ve ertesinde de bu görüşleri tasvip etmişçesine kamuoyunun husumetinin tarafıma yöneltilmesidir. Bu duruma bir örnek verilmek gerekirse, resmi görevli bu kişinin kendisi 'Diyelim ki bunları ayarladık, aleyhte konuşturduk' derken, Spiker bunu benim tarafımdan söylenmiş gibi aktarabilmiş ve bu gerçek dışılığa tüm yazılı ve görsel basında bilinçli olarak yer verilmiştir. Resmi sıfata haiz bu kişinin Vakfa gelişine ve resmi kimliğini gösterdiğine ve bu kişinin emniyet mensubu olduğuna Vakıf çalışanları ile birlikte birçok kimse tanıklık etmeye hazır olup, Çağdaş Eğitim Vakfı'ndan burs alanlardan iki kişinin PKK ile temasta olabileceğinin bu kişi tarafından bildirilmesi üzerine, öğrencilerin bursları kesilmek üzere, üniversite ile temasa geçilmiş, üniversitenin kendilerinde böyle bir bilgi bulunmadığını bildirmesi üzerine, Cumhuriyet Savcılığı'ndan öğrencilerin adli sicil kayıtları istenmiş, gelen kayıtlarda böyle bir bilgiye rastlanmadığı; Çağdaş Eğitim Vakfı, Yüksek Öğrenim Burs Komisyonu tarafından saptanarak, tutanakla ÇEV Yönetim Kurulu'na bildirilmiştir. Vakfımız uzunca bir süredir şehit ailelerimizin çocuklarına öğrenim bursu vermektedir ve kurulduğundan beri bölücü ve dinci terörle mücadele etmektedir. Buna rağmen gerek TV yayınlarında gerekse de hiçbir araştırma yapmaksızın Zaman Gazetesi ve bazı basın organlarında, adeta PKK'lılara burs verildiği iddia edilebilmiştir. Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı'nın Milliyet Gazetesi ile birlikte 28 Ocak 2002 tarihinde düzenlediği 'Uluslararası Eğitim ve Terör' Sempozyumunun danışmanlığını da bu kişi, emniyet mensubu sıfatıyla yapmış ve katılmıştır. Kaldı ki, konuşmaların öncesine ve sonrasına yer verilmeyerek ve cümlelerin anlamını değiştiren kelimeler montajlanarak, resmi sıfata haiz bir kimse tarafından gizli çekimle kameraya alınan ve salt bu Emniyet mensubunun kendi ifadelerine dikkat çekilen konuşmalar ile gizlice dinlenen telefon konuşmaları çözümleri, kamuoyuna PKK ile irtibatlı olduğum şeklinde sunulmuş ve neticede 06 Mayıs 2002 tarihli Ankara 2 No.lu DGM'nin 2000/124 Esas sayılı dosyasındaki yargılamada da Sanık Vekilleri bant çözümünü buna kanıt olarak göstermişlerdir. Bu Emniyet mensubu bağlantılı yayınlar, o denli yönlendirilmiştir ki, Bakanlığınız ve Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından yanıtlanmak üzere İstanbul Bağımsız Milletvekili Azmi Ateş tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne soru önergesi verilerek, Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından PKK'lılara burs verildiği gündeme getirilmiş ve yanıt istenmiştir. Öte yandan, yine bu gizli çekimle alınan bant kaydı ve yapılan haberler kaynak gösterilerek, PKK'lı öğrencilere burs verildiği iddiasıyla hakkımda Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur. Ankara 2 No.lu DGM'nin 2000/124 Esas sayılı dosyasında, Sanık Fethullah Gülen bağlantılı cemaatin tüm yurt çapındaki etkinliklerinin ötesinde Emniyet Genel müdürlüğü nezdinde de ne denli etkin olduklarına dair resmi belgeler mevcut olup, bir emniyet mensubunun salt bu cemaatin faydalanması için adeta bir ajan olarak hareket etmesi, resmi sıfatından yararlanarak yaptığı özel görüşmeleri gizlice kameraya alması ve telefon görüşmelerini kaydetmesi, konuşmaları bilinçli olarak yönlendirmesi ve daha önemlisi bu bant çözümlerini duruşma tarihinden önce servis etmesi, Bakanlığınız personeli resmi sıfata haiz bu kişi hakkında gerekenin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bant çözümü ve yayınlanan haberlerin bu bağlamda ele alınması ve değerlendirilmesinin, ulusun geleceğinin karanlığa teslim edilmemesi yönünde yarar olacağı açıktır. Yayınları yapan televizyon kanalları ve Zaman Gazetesi hakkında tazminat davaları açılmış olup, bu konudaki gerekli tüm yasal girişimler en üst düzeyde yapılacaktır. Yazılı ve görsel basında yer alan yukarıda aktarılan iddiaların aksine, PKK ve bölücü terör karşıtı çalışmalarımla tanındığım gibi, dinsel rant peşindekilerin amaçlarına ulaşmak için her türlü olanağı sundukları geleceğin teminatı olan gençlerin Atatürk devrimlerine bağlı, laik, yurtsever bir eğitim alması için çaba gösteren Çağdaş Eğitim Vakfı'nın da Başkanlığını yürütmekteyim. Açık olan husus, başlangıçta IŞIK TV'de ve ertesinde diğer televizyon kanalları ile bir takım basında yer alan haberler üzerine, bu televizyon kanalları ve Zaman Gazetesi'ne hemen ertesi gün 07.05.2002 tarihinde Noter'den ihtarnameler keşide edilmiş olmasına rağmen, hakkımda yayınlara devam edilmiş ve 'Aziz Şehitlerin Yakınları' dahi bu tertibe bilinçli olarak alet edilmiştir. İhtarnamelerin keşide edilmesi ertesinde, Bayram Özbek isimli bu kişi aynı telefondan yeniden arayarak, yayınlanan kasetlerin ve görüntülerin kendisi tarafından çekilmediğini bildirmiş olup, sözkonusu telefon numarası hakkında gerek aramalar gerekse de aranan yerler konusunda araştırma yapıldığında tüm gerçeklik ortaya çıkacaktır. Halen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Değerlendirme Bölümü'nde görevli Bayram Özbek isimli Komiser hakkında Bakanlığınız tarafından gereğinin yapılmasını saygılarımla talep ederim. Gülseven Yaşer-Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı" (112). Planlı operasyonun sonuçları, Zaman gazetesinde adeta "sevinç çığlıkları" biçiminde yer alırken, Fethullah Gülen'in avukatları da, montaj kaset ve çözümlerini Ankara 2 Nolu DGM Başkanlığı'na sunmuşlardır (113). Anılan Mahkemede 1.7.2002 tarihinde yapılan duruşmada, Mahkeme Heyeti, sanık avukatlarının talepleri doğrultusunda, İstanbul DGM Başsavcılığı'nca Ç.E.V. hakkında başlatılan soruşturma evraklarının getirtilmesine karar vermiştir (114). Ç.E.V. hakkında "Şehit Aileleri" (33 kişi) adına Av. Mehmet Emin Bağcı tarafından yapılan suçduyurusu, planlı operasyonunun ikinci evresini oluşturmuştur (115). Bu yolla, PKK'ya karşı haklı bir biçimde duyarlı olan kamuoyunun tepkilerinin, Ç.E.V. Başkanı'nın şahsında, tüm Fethullah Gülen karşıtlarına yöneltilmesi amaçlanmıştır. Operasyonun bu ikinci evresinden hedeflenen amaç nettir: Abdullah Öcalan'ı gündemden düşürmek isteyen PKK'lılar, Fethullah Gülen'i gündeme çıkararak muratlarına ermişlerdir!.. Bir başka deyişle ve düz mantıkla, Fethullah Gülen'in düşmanları, PKK'lıdır!.. Bu kapsamda, Ç.E.V.'nın Başkanı Gülseven Yaşer de PKK'lıdır!.. Emniyet makamları açısından, "Şehit Aileleri"ni kullanarak, onların haklı ve tertemiz duygularını sömürüp kışkırtanlar, konunun T.B.M.M.'ne taşınmasını sağlayanlar, sahte isim ve imza ile ya da isimsiz ve imzasız olarak ihbarda bulunanlar, bunların Vakıflar ve Maliye ayağında yer alanlar, belki bir anlam ifade etmeyebilir. Ya da organize bir suç örgütü, yasadışı bir dinsel oluşum olarak algılanmayabilir. Bunu bir dereceye kadar anlayış ve hoşgörü ile karşılamak da mümkündür. Ancak, evi kurşunlanan, sürekli ölüm tehditleri alan ve can güvenliğinin sağlanması için koruma talebiyle resmi başvuruda bulunan; buna karşılık Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy örneklerinde olduğu gibi koruma tahsis edilmeyen; sonra da komiser rütbesinde bir emniyet görevlisi tarafından -devlet çıkarı ya da güvenliği için değil, cemaat çıkarı için- tuzağa düşürülmeye çalışılan bir Cumhuriyet aydınına karşı, Emniyet makamları taraf mı olmalıdır, yoksa seyirci, hatta karşı mı durmalı, sorusu mutlaka irdelenmelidir. Fethullah Gülen'e 1996'dan itibaren resmi koruma tahsis eden ve hatta A.B.D.'ne zorunlu hicreti sırasında yanında resmi korumasını götürmesine de izin veren, süresini uzatan Emniyet makamları, bu olayda ne yapması gerekirken, ne yapmıştır? İşte, bu sorunun acı yanıtları: Türk ulusunun verdiği vergilerle maaş alan; Türk Devleti tarafından yetiştirilerek komiser rütbesi ve üniforması verilmiş; Türk Devletinin ve vatandaşlarının güvenliğinden birinci derecede sorumlu; kamu güvenliği için canını feda etmeye yemin etmiş bir Emniyet mensubu kalkıyor, yasadışı bir dinsel yapılanmayı koruma uğruna, devleti ve rejimi savunan bir Cumhuriyet aydınına tuzak kuruyor, bir başka ifadeyle emniyeti suistimal ediyor... Bu olay, bırakalım bir Batı ülkesini, sömürge konumundaki bir Afrika Devleti'nde bile olsa, zanlının suçu sabit oluncaya kadar, yargılama sürecinde açığa alınır, bu arada işbirlikçileri soruşturulur, bulunur ve gereği yapılır. Ya bizde? Sözkonusu komiserin, Emniyet içinde başka işbirlikçileri olabileceği hususu hiç araştırılmış mıdır? Aksine, işbirlikçilerin açığa çıkarılması yerine, bunların mağdurun üzerine daha da baskı uygulamalarına, zan altında bırakılmalarına -halk deyimi ile- çanak tutulmuştur. Nasıl mı? |
| Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek |