ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI'NDA POLİS ARAMASI

Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net

    
Fethullahçı istihbaratçıların planlı operasyonunun üçüncü evresinde, yargı-kolluk gücünün birlikte harekete geçirilmesi yer almaktadır. Ç.E.V. Başkanı Gülseven Yaşer'in, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermesi, süreci durdurmaya yetmemiştir (118). Sonuçta, İstanbul 6 Nolu D.G.M. Başkanlığı, Müteferrik No. 2002/288, Hazırlık No. 2002/1134 kararla, "CMUK. 94-103 maddesi uyarınca usulüne uygun olarak GÜNDÜZLEYİN BİR DEFAYA MAHSUS OLMAK ÜZERE ARAMA YAPILMASI" hususunu Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne tevdi etmiştir (119).

Bundan sonrasını, yani kimi emniyet mensuplarınca sergilenen mizanseni, polis marifetiyle gerçekleştirilen aramanın başından sonuna kadar içinde bulunan Ç.E.V. Genel Müdürü Gülşen Can, 3.6.2002 tarihli durum tespit raporunda şöyle anlatmaktadır:

"03.06.2002 Tarihinde sabah saat 9.30 sularında, T.C. Maliye Bakanlığı İstanbul Defterdarlığı Boğaziçi Bölge'den, Yavuz Oğuz ve Mustafa Güneş isimli kişilerce yoklama yapılmış olup, ekteki tutanak imzalanmıştır. Bu kişiler Vakıftan daha ayrılmadan, sayıları 20'ye yakın, ve aralarında daha önce misyonerlik panelimize de katılmış olan Siyasi Şube'den Komiser Murat'ın da bulunduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden bir ekip, ekteki arama izni ile birlikte gelip Vakıfta arama yapacaklarını söylediler. 5 Katlı Vakıf Binasının ayrı ayrı gruplarca (herkes kendi konusuna göre) aranması gerektiğini belirtip, derhal bodrum kata inmek istediklerini bildirdiler. Çok kısa bir sürede bütün katlara dağıldılar. Kütüphanenin ve odamın bulunduğu katta görevli olarak benden başka kimsenin olmaması nedeniyle, dağılmış olan kişileri takip etmem çok zordu.

Derhal Ankara'da bulunan Vakıf Başkanı'mıza ve Av. Suat Ballar'a haber verdim. Yönetim kurulu Üyelerimizden Arif Sönmez ve Bike Karaduman hemen geldiler. Av. Arif H. Bildik de bir süre sonra geldi. Emniyet mensupları ile birlikte Vakıflardan Melih Güler de araştırmaya katıldı.

Kütüphanemiz aranırken ben o sıralarda Başkanımızın odasını denetleyenlerin yanında idim, aşağıya çağrıldım ve bazı PKK yanlısı el broşürleri ile 2 adet A. Öcalan'ın kitaplarından bulunduğunu iddia ettiler. Bunları ilk kez gördüğümü ve üzerinde ayrıca ÇEV kitaplığının kaşesinin bulunmadığını ve bu kitapların kitaplığımızla bir ilgisinin olmayacağını belirttim. Bana 'kapı kapalı idi, sizin denetimimiz sırasında yanımızda bulunması için görevlendirdiğiniz arkadaşınız kapıyı açtı, o da gördü bunlar burada idi' dediler ve inanılmaz hırçın ve suçlayıcı bir ifadeleri vardı. Arzu da kapıyı kendisinin açtığını söyledi, oysa ki sabah saat 9.00'da her zaman olduğu gibi kapı benim tarafımdan açılmıştı. O sırada yine aynı katta emniyetten 7 veya 8 kişi görevli bulunuyor idi, benim odamın kapısı açıktı hatta bir görevli de benim odamda gazete okuyor idi. Bizden ise Kütüphanedeki Arzu dışında hiç kimse yoktu.

Bir süre sonra başka bir görevli benim odamdaki kitapları araştırırken, ÇEV ve Otopsi yayınlarının bulunduğu az sayıdaki kitabın arasından 'bu ne' diyerek PKK Gerçeği ve Apo olarak anımsıyabildiğim bir kitap uzattı, hayatımda ilk kez gördüğüm bir kitap olduğunu söyledim, ayrıca daha geçen hafta bir kitap aramak için yeni elden geçirmiş idim o rafı. Sonuçta durum o kadar gerçek dışı gibi ve komik idi ki Komiser Murat vakfa gelen öğrencilere daha çok dikkat etmemiz gerektiğini, bu öğrencilerden birinin de gelip bu kitapları o rafa yerleştirebileceğini söyledi. Daha sonra odama gelen Melih Güler, ki tavrı Emniyet Mensuplarınınkinden de daha itici idi, Yönetim Kurulu kararlarını ve üzerinde American Board yazılı bir dosyayı (içinde çocuk kulübü ve yaz okulları projesiyle ilgili bilgilerin bulunduğu) aldı... Ayrıca her türlü özel evraklarım da tetkik edildi.

Başkomiserin izni olmadan dışarıya hiç kimsenin çıkamayacağını, ayrıca dışarıdan da hiç kimsenin içeriye giremiyeceğini söylediler. Bu arada bir grup, ÇEV Yönetim Kurulu Başkanının odasında hem maç seyrediyor hem de evrak inceliyorlardı. Akşama doğru Muhasebeye çağrıldım ve yeşil bir CD gösterdiler. Bunu kasaya kim koydu diye sordular. İlk kez gördüğüm CD'nin çok önemli olduğunu söylediler.

İşlerinin ne zaman biteceğini sorduğumda, sizi kendi mekanınızda misafir ediyoruz aksi takdirde sizi emniyette tutacaktık dediler. Bütün aldıkları evraklar kolilendikten sonra bir zabıt tutuldu. Sözü edilen kitapların zapta geçerken ÇEV Kaşeli olmadıklarını belirtilmesini istedim, 'bunu daha sonra savunmanızda belirtirsiniz şimdi bunu imzalayın yoksa bizimle emniyete gelirsiniz' dediler.

Dışarıda bekleyen basın mensuplarına biz vakıf zarar görsün istemiyoruz, bu nedenle hiçbir açıklamada bulunmayın bizler kimselere bir şey söylemiyoruz dediler, ancak hepsi dağıldıktan sonra saat yedi buçuk sularında vakfa gelen basın mensupları PKK yanlısı yayınlar varmış polislerden duyduk, dediler. Av. Arif Beyle birlikte kendi aramızda bir zabıt tuttuktan sonra arkadaşlar saat dokuza doğru vakıftan ayrıldı" (120).

Mizansenin daha iyi anlaşılabilmesi için, normal olarak arama boyunca binada bulunan Ç.E.V. çalışanlarının ifade tutanaklarının da bilinmesi gerekmektedir. İşte, bunlardan biri olan Arzu Miroğlu'nun ifadesi:

"03 Haziran 2002 günü saat 11 sularında masamda çalışırken, Sn. Emine hm. Tarafından 2. kata çağrıldım. DGM tarafından mahkeme kararı ile vakfımız aranacağı ve benim Kütüphane aranırken hazirun olarak bulunmam istendi. Merdivenlerden inerken 2 kişinin kütüphane kapısında beklediğini gördüm ve kapıyı iterek kütüphaneye girdik. Bir polis sol, diğer polis sağ tarafa yöneldi. Sol tarafa yönelen adının İlker olduğunu zannettiğim komiser aramanın birinci dakikasında Abdullah Öcalan'ın Halk Ayaklanmasında Militan Kişilik isimli kitabından 2 adet ve bir takım yasa dışı örgütlerin bildirilerini buldu. Bana bu örgütleri tanıyıp tanımadığım soruldu. Tanımadığımı belirttim. Onlar PKK'nın iki örgütü olduğunu bir tanesinin PKK'nın askeri kanadı olduğunu, diğerinin siyasi kanadı olduğunu, mavi çarşı ve mısır çarşısı olaylarını bu örgütlerin yaptığını söyledi. Ne kadar profesyonelsiniz dediğimde: Biz ne aradığımızı çok iyi biliyoruz dediler. Bu işlerle hiçbir ilgimiz olmadığını bu kitap ve belgeler ile ilk kez karşılaştığımızı söyledim. Ağaçtaki öğrencilere bakılırsa çok tanıdık simalar olduğunu söylediler.

Bulunan Abdullah Öcalan'ın kitabında bizim kaşemiz olmadığının ve bulunan bildirilerin tarafımdan ilk kez görüldüğünün daha önce bunların burada olmasının mümkün olamayacağını söyledim. O zaman biz mi koyduk onu mu demek istiyorsun dediklerinde: Hayır burası herkese açık bir kütüphane, belli ki birileri tarafından kasıtlı konmuş diye söyledim. Bu ibarelerin Avukatımız Sn. Arif Bey tarafından da tutanağa şerh konması istendi ancak görevliler bunların tutanağa yazılamayacağını, onları savunmada söylersiniz dediler. Tutanağı imzalamazsam kesinlikle göz altına alınacağımı 4 güne kadar içerde kalabileceğimi söylediler. Bunun üzerine korktum ve imzaladım" (121).

Mizansenin bir başka boyutunu, CD'ler ile ilgili olanını da, yine bir başka Vakıf çalışanı Emine Macun, ifadesinde şöyle yansıtmaktadır:

"03.06.2002 Günü sabah 10.30-11 sularında Gn. Müdürümüz Sn. Gülşen Can tarafından giriş katına çağrıldım. Aşağıda 15-20 görevli bulunuyordu. Vakfımıza DGM Mahkemesi kararınca aranacağı söylendi. Görevli bir kişi her odaya bir hazirun eşliğinde arama yapacaklarını belirtti. Arzu arkadaşımızı 2. kattaki kütüphane odasına çağırdım, 2 görevli ile orada hazirun olarak bulundu. . İsmail arkadaşımız 2 kişi ile depomuza indi, biz de diğer görevlilerle 3. kata çıktık. Cem Bey 4. kattaki Vakıf Başkanımız Sn. Gülseven Yaşer odasına diğer yetkili arkadaşlarla çıktı. İnci hm. ve ben 3. katta bulunan muhasebe odasına birkaç arkadaşla girdik. Vakıflardan görevli Sn. Melih Güler bir görevli ile dolaplarımızdan dosyalarımızı, muhasebe defterlerini, çekmecelerimizden çıkan evrak ve disketleri odadaki bir masanın üzerine yığmaya başladı, daha sonra Sn. Melih Güler tarafından kasanın açılması istendi, kasayı açtım içindeki parayı birlikte saydık, bir kağıdın üzerine çıkan rakam not alındı ve parayı kasaya koydum, kasanın altında bulunan kilitli kısmı açmam istendi açtım, orada bulunan muhtelif zamanlarda yapılan etkinliklerimize ait video kasetleri, ana bilgisayarın disketleri, muhasebe disketleri, birkaç CD, kullanılmış ve kullanacağımız makbuzlar hepsini diğer evrakların bulunduğu masanın üzerine Melih Bey tarafından konuldu. Ayrıca vakfa ait 3 adet çek karnesi de diğer evrakların üzerine konuldu, bir süre sonra aşağıdan çağrılmam üzere çek karnelerini tekrar kasaya koymayı ya da tutanak tutmayı talep ettim. Melih bey bize güvenmiyor musun, dedi, tutanağın evraklarla bir tutulacağını söyleyerek çekleri tekrar kasaya koyabileceğimi belirtti. Akşam 6.30 sularında aşağıdan çağrıldım, bir görevlinin elinde 2 adet yeşil CD kılıflarında Ankara-Deniz yazılı, bana bu CD'lerin neler olduğunu, kim tarafından verildiği ısrarla soruldu, hiç görmediğimi, hatırlamadığımı söyledim. Hatırlamam gerektiği, suçlu duruma düşeceğim ifade edildi. CD'lerin kasadan çıkanların yanında bulunduğu söylendi. Daha sonra kütüphaneye indik, kütüphaneden bazı kitaplarla belgelerin bulunduğunu öğrendik. Bunları da ilk defa gördüğümüzü belirttik. Tutanak tutuldu, imzalamamız istendi, kabul etmediğimiz takdirde emniyete giderek ifade vermemiz gerektiği söylendi ve kasa tutanağının ayrı tutulacağını o zaman öğrendim, kasa tutanağı tutuldu ve bahsedilen 2 CD bunların arasına yazıldı. O arada 4-5 adet CD daha dikkatimi çekti, onları da daha önce görmediğimi söyledim. O CD'lerin Cem bey'in Batman Proje etkinliklerine ait olduğu ve Cem beyin odasından alındığı anlaşıldı ve tutanağa eklenmekten vazgeçildi. Tutanak Gülşen hm. Avk. Arif bey ve tarafımca imzalandı" (122).

Çağdaş Eğitim Vakfı, emniyet eliyle maruz bırakıldığı bu "anlamlı" operasyon karşısında, bir yandan hukuksal mücadelesini sürdürken, diğer yandan da kamuoyunu acilen bilgilendirmeye yönelik bir bildiri yayınlamıştır:

"Çağdaş bir Türkiye'nin teminatı olan gençliğin, irticanın karanlık emellerine alet edilmemesi ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuzlukların engellenmesi amacıyla kurulan Çağdaş Eğitim Vakfı, cemaatlere karşı mücadelesinde bu tarihe kadar sayısız güçlüklerle karşılaşmış ve neticede bu gün vakıf merkezi bir komplonun sonucunda emniyet birimlerince aranarak, vakıf evraklarına el konulmuştur.

Emniyet birimleri arama gerekçesi olarak, 'PKK'ya yardım ve yataklık yapılmasını' gerekçe göstermişlerdir. Uzun süreden beri vakfımıza yönelik devam etmekte olan tertibin son halkasını teşkil eden bu ağır suçlamayı vakfımızın kabul edebilmesi mümkün değildir.

Son suçlama Işık TV televizyon kanalında 4 Mayıs 2002 tarihinde yayınlanıp, 6 Mayıs 2002 tarihinde Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sanık Fethullah Gülen vekilleri tarafından sunulan ve vakfımızın PKK'lılara burs verdiği iddiası ile ilgili olup, bu iddia İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli fethullahçı bir emniyet mensubunun vakıfla irtibat kurarak gerçekleştirdiği ajan provokasyon tertibin ve dezenformasyon faaliyetinin sonucudur.

İlgililer hakkındaki tüm yasal haklarımız saklı kalmak üzere gerekli açıklamalar 4.6.2002 Salı günü saat 12.00'de Vakıf Merkezimizde kamuoyuna yapılacak olup, 'stratejik denge' aşamasında tertipler düzenleyerek 'Cumhuriyetin temel değerlerinin değiştirilmesinde aktif faaliyete geçen irticaya karşı', tüm Cumhuriyet aydınlarını göreve davet ediyoruz" (123).

Çağdaş Eğitim Vakfı'nın bu açıklaması, maalesef Basında yer bulmamıştır. "Çamur at, izi kalır" taktiği ile hareket eden fethullahçı istihbaratçıların tüm hesapları, Milliyet Gazetesi yazarlarından Tuncay Özkan ile Star Gazetesi yazarlarından Saygı Öztürk'ün köşe yazıları ile bozulmuştur. Bir başka deyişle, Ç.E.V. üzerinde oynanan oyunlar, bu iki yazar tarafından kamuoyuna tüm çıplaklığı ile deşifre edilmiştir. İşte bunlardan Tuncay Özkan'ın yazdıkları:

"... Neden Çağdaş Eğitim Vakfı

Önce Çağdaş Eğitim Vakfı'nın başına örülmek istenen komployu anlatayım. Bu vakıf ilk olarak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'yle birlikte Sadettin Tantan döneminde kapatılmak istendi. Bu kapatma oyununun arkasında kendi yazdıklarıyla bu vakfı ihbar eden İslamcı bazı gazeteler ve yazarlarının başlattığı kampanya vardı. Bunların kapanmasının istenmesindeki amaç şu, bu vakıflar Fethullah Gülen davasının itirafçı çocuklarını bulup ortaya çıkartan ve davanın açılmasında en etkin gücü oluşturan sivil toplum örgütleri. Bunları yok etmek için çabalamalarının nedeni bu. Ayrıca bu vakıflar, Gülen ve diğer İslamcı cemaatlerin el attığı burs verdiği her çocuğa gidip burs veriyorlar. Onlara Cumhuriyet devrimlerini ve aydınlanmayı anlatıyorlar.

Polis ajanı komploda

Kapatma davaları, üst üste gelen incelemeler sökmeyince, şimdi kumpasa polis içindeki adamlarını kattılar. Bunlardan İstanbul Emniyeti'nde Terörle Mücadele'de görevli bir komiser (B.Ö.) polis kimliğini kullanarak vakfa sızıyor. Sonra da önce Fethullah davasının itirafçı çocuklarının kimliğini öğrenip onların davadan vazgeçmesini sağlıyor, ardından da vakıfın dağıttığı burslardan alan iki öğrencinin PKK'lı olduğunu savlayarak bununla ilgili bir gizli kamera çekimi gerçekleştiriyor. Bu çekim İslamcı basında yayımlanınca, Ankara DGM soruşturma başlatıyor. Ama daha sonra görevsizlik kararıyla olayı İstanbul'a gönderiyor. Bu sırada İstanbul Emniyeti'ne yazılan bir arama yazısı ajan polisin bağlı olduğu Terör ile Mücadele ekiplerine ulaşıyor. Bunlar Vakfı basıyor ve ne ilginç, daha dün yayın yasağı konulan Nuh Mete Yüksel'e ait olduğu iddia edilen seks şantajı kasetlerinden buluveriyorlar. Abdullah Öcalan'a methiye kitapları ve yazılar buluyorlar. Yeni Şafak gazetesi de bunu haber yapmış. İyi de bu kasedi oraya koymadan önce Nuh Mete Yüksel'e gönderip şantaj yapanlar kim o zaman?

Nuh Mete Yüksel ile dün telefonla bir görüşme yaptım. Yüksel, Çağdaş Eğitim Vakfı ile ilgili olarak yapılanları 'oyun içinde oyun' diye nitelendirdi. 'Bu vakıftaki aramadan çok önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş Eğitim Vakfı'nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım. Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel'i, Çağdaş Eğitim Vakfı'nı yok etmekle ne yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet'e ve Türkiye'ye sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse merak etmesin' dedi.

Bir taşla iki kuş

Bir taşla iki kuş vuracaklar ya! Hem vakfı, hem de Nuh Mete Yüksel'i harcamış olacaklar. Akıllı adamlar değil mi? Bu komploda biri bana çıkıp polisin eli yok desin. O ajan provokatör polis şimdi açığa alındı. Müfettiş soruşturması başlayacak. Ama onun arkasından İstanbul terör ile Mücadele'ye sızan veya istihbarata sızan irticacı güçler ne olacak? Ankara'da ya da polisin merkez birimlerinde istihbarat ve diğer ünitelerde cirit atan bu irticacı polislere kim dur diyecek?

İrticacı polisler atakta. Bunların ortaya çıkartılması, bu komploların aydınlatılması için DGM savcılıklarını, İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum. Şimdi hiçbir terör ile Mücadele birimi ayağa kalkıp biz, Hizbullah ile mücadele ediyoruz demesin. Hizbullah ayrı, Fethullah ve diğer gruplar ayrı. Bunlarla da mücadele edin de görelim. Yoksa bu ülkede irtica yuvalarının polisi ele geçirmesinin önüne geçmek imkânsız olacaktır" (124).

Tuncay Özkan'ın yazdıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü ya da İçişleri Bakanlığı tarafından hiçbir şekilde tekzip edilmemiştir. Tertibin anlaşılmasına rağmen, mağdur olan Çağdaş Eğitim Vakfı, kendini aklama çabalarını sürdürmeye devam etmiştir. Örneğin, montaj kasede yer veren TV kanallarına ve gazetelere noter kanalıyla açıklama gönderilmiş ve haklarında 100'er milyar TL manevi tazminat davaları açılmıştır (125). Diğer taraftan, Vakıf Avukatları, İstanbul 6 Nolu DGM Başkanlığı'na verdikleri itiraz dilekçesi ile usulsüz aramaya itiraz ederken, bu arama sırasında el konulan Vakfa ait tüm evrak, belge ve her türlü malzemenin iadesi talebinde bulunmuşlardır. Bu dilekçe, Vakfa yönelik tertibi ortaya koymasının yanısıra, içeriği itibariyle de son derecede önemli olup, daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı tarafından verilen TAKİPSİZLİK kararına dayanak oluşturmuştur:

"İtirazlarımız: MAHKEMENİZCE VERİLEN ARAMA KARARI YÖNÜNDEN:

1) İstanbul DGM C. Başsavcılığının 31.05.2002 gün ve 2002/1134 hazırlık sayılı talep yazısı hukuka ve usul hükümlerine göre aykırılıklar taşımakta ve amacını aşan bir özellik göstermektedir. Zira yürütülen soruşturmada savcılık makamı ÇEV'in Başkanı olan Gülseven Yaşer'i ifadesi alınmak üzere davet etmiştir. Vakfın avukatlarından Av. Arif Hikmet Bildik ile Gülseven Yaşer 28.05.2002 günü soruşturmayı yürüten Savcı Ali Yorulmaz'a gitmiş ve savcılık yazılı ifade vermek ve belgeleri ibraz etmek üzere Gülseven Yaşer'e 3 gün süre vermiştir.

2) Bu süreye uyulmuş ve Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer 31.05.2002 günü öğleden sonra tüm soruların ve olayların içeriğini açıklayan bir dilekçe ve ekimde; a) Olayların başlangıcı olan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bir komiserin çektiği gizli görüntüleri içeren CD ve yine bu kişi ile yapılan telefon görüşmesini içeren CD, b) Hakkımızdaki şikayete neden gösterilen ve PKK'lı diye lanse edilen öğrencilere ait vakıf dosyasındaki tüm kayıt belge ve bilgiler ile bu kişilere yapılan ödemelerin ay ay dökümünü içeren muhasebe kayıtları, c) Yine bu görüntülerin yayınlanması ile tarafımızdan başlatmış olduğumuz hukuki süreçlere ilişkin ihbarname örnekleri, dava dilekçe örnekleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yapmış olduğumuz şikayet dilekçesi örneği gibi olayın soruşturmasına ışık tutacak ve vakfımızda bulunan tüm bilgi ve belgeler 3 adet dosya halinde savcılık makamına teslim etmiştir.

3) Savcılık makamı daha bizim vermiş bulunduğumuz dilekçe ve eklerini incelemeden aynı gün Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2002/196 Hazırlık numarası ile sürdürülen soruşturmayı da neden göstererek mahkemenize başvurmuştur. Oysa Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen bu soruşturma yetkisizlik kararı ile zaten İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiş bulunmaktadır. Yani Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2002/196 Hazırlık numaralı soruşturması mahkemenize başvurulmayı gerektirmemektedir.

4) Bizim, savcılık makamına vermiş bulunduğumuz belge ve bilgiler yürütülen soruşturmayı açıklayıcı ve belgeleyici niteliktedir. Eğer bizden başkaca belgeler istense idi bunları da seve seve ve derhal savcılık makamına ibraz ederdik. Bu nedenle de mahkemenize yapılan başvurunun hukuki dayanağı yoktur. Soruşturmanın sürdürülmesine olumlu bir katkısı dahi bulunmamaktadır. Yapılan arama ile yeni bir belge ve bilgi elde edilmediği gibi vakıf bundan büyük zarar görmüş ve görmeye de devam etmektedir.

Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek