![]() |
|
Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net |
| Fethullahçılar için Emniyet'in Eğitim, TEM, Bilgi İşlem, Narkotik gibi tüm birimlerinde kadrolaşmanın, Teşkilâtı yönetmek ve kontrolde tutmak için kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor. Ancak, Emniyet'te bir birim var ki, ülkenin kontrolünü elde tutmak için stratejik ve hayati öneme haiz: İstihbarat Daire Başkanlığı!.. Her şeyden önce, bu birimde çalışan istihbaratçının görev ve sorumluluk alanı son derecede geniştir. Bir tarafta Yasa - Tüzük ve Yönetmeliklerin polise verdiği sorumluluk, diğer tarafta da özetle, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasal düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, ülke seviyesinde İstihbarat faaliyetinde bulunmak, Milli güvenliği tehlikeye düşürecek her şeyi tespit ve zararsız hale getirmek, espiyonajla mücadele yapmak, beşinci kol faaliyetlerini önlemek, Uluslar arası terörizmle mücadele etmek, TCK 125 - 176 maddelerinde belirtilen ve SUÇ SAYILAN HUSUSLARLA mücadele etmek, DGM görev alanına giren suçlarla ilgili çalışma yapmak v.s. ve bu faaliyetler içinde yer alan, tahrik, teşvik, himaye ve yardım edenler hakkında açık ve kapalı kaynaklardan her türlü bilgi toplamak" (İstihbarat Yönetmeliği Madde 14) ve diğer birçok görev ve sorumluluklarla yüklendirilmiş bir İstihbarat personelinin önemi tartışılmazdır. Diğer taraftan, İstihbarat Daire Başkanlığı'na gelince, bu birimde görev yapmak, her Emniyet mensubu için ayrıcalıktır. Cumhuriyete ve Devlete bağlı bir istihbaratçı için bu Daire'nin personeli olmak, başlıbaşına onur ve gurur nedenidir. Yabancı ülke istihbarat servisleri, siyasal rejimi değiştirmeyi amaçlayan tarikat, cemaat ve örgütlerle, mafya mensupları açısından da bu birim, anlaşılır nedenlerden dolayı ayrı bir "cazibe merkezidir". Ama ille de neden, diye soruyarsanız, işte gerekçelerinden sadece biri, şüphelilere ait telefonların dinlenmesi: İstihbarat hizmetlerinde Türk Telekom, Turkcell, Aria, Aycell ve Telsim şirketleri ile İstihbarat Daire Başkanlığı ve bağlı birimleri koordinasyonlu bir çalışma yürütürler. İstihbarat Daire Başkanlığı diğer istihbarat kurumlarının da yaptığı gibi, telekom şirketlerinin ay sonlarında faturalandırmaya esas olan ayrıntılı fatura bilgilerini digital ortamda bilgisayar disketleri halinde bu kurumlardan alarak kendi merkez bilgisayarındaki bilgi bankasında toplar. Bunun yanı sıra "118 Bilinmeyen Numaralar" adres bilgilerini, ASKİ, TEDAŞ, Seçmen Kütükleri, ÖSYM başvuru formları, vb. gibi kimlik ve adres bilgilerini içeren değişik kurumlara ait bilgisayar ortamında muhafaza edilen bilgileri de yine bilgisayar disketleri halinde anılan kurumlardan toplayarak bu bilgi bankasına yükler. Ayrıca ankesörlü telefonlara ait telefon kartlarının digital ortamda tutulan kimlik ve arama bilgilerini de bölgesel olarak bilgisayar verileri halinde alarak bunu da merkez bilgisayarındaki bilgi bankasına depolar. Kısacası İstihbarat Daire Başkanlığı'nda sürekli güncelleştirilen ve geliştirilen zengin bir kimlik-adres-ilişki kütüphanesi oluşturulmuştur. İstihbarat Daire Başkanlığı bu bilgileri özel yazılım ve programlarla hizmete uygun olarak kendi bilgisayar ağı üzerinden merkez ve taşra birimlerinin tümünün kullanımına açar. İstihbarat personeli de sadece bilgisayara giriş şifresini kullanarak, bu bilgi hazinesinden dilediği bilgiye sınırsız denebilecek ulaşma yetkisiyle ulaşır ve kendi çalışmalarına konfigüre eder. Bu aşama sonrasında toplanılan her türlü istihbarat bilgileri değerlendirildikten sonra sanık, suçlu, zanlı değerlendirilir, muhtemel olabilecek bağlantılar belirlenir ve bu noktadan itibaren işleme başlar. Bu sistem aynı zamanda tahkikata esas olan çalışmalarda, ülke ve bölge seviyesindeki terörle mücadele bağlamındaki terör analizlerinde de etkili olarak kullanılır. Örneğin, yurtdışında bulunan bir terör karargahına ait istihbari kaynaklardan ulaşan herhangi bir telefon numarasından hareketle, bu telefon numarasını ülke genelinde, bölge, il, ilçe, mahalle, semt, köy gibi yerleşim birimlerinde arayan tüm numaralar tespit edilerek, bu bilgilerin değerlendirilmesiyle hedef örgütlerin detaylı analizleri yapılarak, üstlenme ve faaliyet bölgeleri, herhangi bir telefon dinlemesine dahi gerek duyulmadan tespit edilebilir. Bundan sonra ise dar bölgelerde çok basit düzeyde yürütülecek istihbarat faaliyetleri operasyona dönüştürülerek örgütler çökertilir. Bugün ülke genelinde terörizm marjinal bir seviyeye düşürülmüş ise; bunu sağlayan en önemli etken siyasi ve medyatik şovmenler değil, 1994-1999 yılları arasında bu sistemler üzerinde emek sarf eden, gecesini gündüzüne katarak günlerce, hiçbir menfaat düşünmeden, aile yaşantısını görevi uğruna ihmal eden Atatürkçü, laik kadrolardır. Zira, bu birime sızmış fethullahçıların, kendi deyimleriyle "T.C.'ye düşman" çevrelerle bir alıp veremediği yoktur. Onların tehdit algılaması, kendi cemaatlerinin çıkar örgüsü çerçevesindedir ve sadece cemaat düşmaat düşmanlarını kapsar. Örneğin, fethullahçı İstihbaratçıların "hizbullahçılara" sevgi ve saygısı, şeyhlerinin bu yapılanma ile ilgili düşünce ve yorumlarına dayanmaktadır (139). Ama ne zaman ki kürtçü-nurcu kesimden biri, Med-Zehra Vakfı Başkanı, bu yasadışı yapılanma tarafından öldürülmüştür, fethullahçıların yaklaşımı da aniden değişerek, hizbullahın adını, "hizbulvahşet" olarak ilân etmişlerdir. Konumuza dönersek, bu sistem sayesinde aranan herhangi bir kişinin, bulunduğu illegal ortamda yaşamsal zorunluluğu olan "iletişim ihtiyacı" göz önünde bulundurularak, geçmişteki legal hayatında kendisinin veya yakın çevresinin bilinen adres ve telefon bilgilerinden, bilgisayar ortamında geliştirilen kombinezon hesap mantığı ile, kriminalistik ilişkilendirme ve değerlendirmeler sonucu bugünkü adresini mevcut sistem dahilinde tespit etmek mümkündür. Yine bu şahsın tüm ailevi, ticari, siyasi, yasadışı vb. ilişki ve irtibatlarını da belirlemek çok kolaydır. Aynı şekilde herhangi bir kişi yada kuruma ilişkin ihbar ve haberin doğruluğunu teyit etmede, iftiranın tespitinde de çok önemli bir yöntemdir. Kısacası bu sistem istihbarat hizmetlerinin beyni ve çağımızın kazandırdığı en etkili haber işleme tekniğidir. Ne var ki fethullahçılar, 1999'dan itibaren sırf hasımlarını suçlama dayanağı olarak bu sistemi deşifre etmişlerdir. Artık tüm suç şebekelerince sistemin gücü ve çalışma prensipleri bilinmekte ve karşı önlemler geliştirilmektedir. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan Fethullah Gülen hakkındaki ünlü rapor sonrasında, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibinin, fethullahçıların Emniyetteki uzantılarının mutlaka tasfiyeleri konusunda kararlılığı açık biçimde ortaya çıkmıştır. Özellikle, Cevdet Saral tarafından imzalanan 10 Şubat 1999 tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.06 tarihli "çok gizli" yazı, bu kararlılığı daha ileri boyutlara, Türkiye genelindeki yapılanmaya taşırken, fethullahçı istihbaratçıları da, deyim yerindeyse, çılgına çevirmiştir. İşte, fethullahçı istihbaratçılar tarafından, "bilgi için" imam (!) düzeyindeki müritlerine de dağıtımı yapılan bu yazıda, şu önemli hususlar önerilmiştir: "... Hal böyleyken, ilgi (a.b.c.) ve Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı'nın İlimize intikal eden yazılarında yürütülen incelemenin örgütsel boyutlarından söz edilmekte buna karşın müdürlüğümüzden lokal anlamda çok yönlü araştırma istenmektedir. Son yayınlarla inceleme ve soruşturmaya neden olduğu anlaşılan bu 'örgütlenmenin' veya 'tarikatın' oluşumunun nasıl olduğu, kimler tarafından yürütüldüğü, teşkilatımıza sızmaların nasıl gerçekleştirildiği hususları hakkında geniş çaplı araştırma için yeni bilgilere ihtiyaç hissedildiğinden, ilk anda F. GÜLEN'le ilgili yazılan kitaplardan elde edilen değerlendirmeler ve teyide muhtaç diğer kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında ulaşılan kanaat, bu grubun bünyesinde mevcut örgütlenmenin yatay ve dikey şekilde olduğu; yapılanmanın genelde 'açık faaliyet' ancak 'hedefin' gizlilik taşıdığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, söz konusu 'grup', 'hareket' veya 'tarikatın' örgütlenme tarzının çözüme kavuşturulması için; ideolojik ve felsefi yapısı, örgütlenme modeli, taktik ve stratejisi, finans kaynakları, hedefin netleştirilmesi hususlarındaki bilgileri derleme çalışmaları ile işe başlamanın lüzunlu olduğu kıymetlendirilmiş olmakla birlikte, ayrıca: 1. Fethullah Gülen'in şecereye bağlı geçmişi, hangi medrese ve hangi tanımış din alimlerinden ders aldığı, bu kişilerin bilgi derinliğinin ne olduğu, ne kadar sürelerle eğitim gördüğü, almış olduğu dini eğitimin irşat edici özellik taşıyıp taşımadığı, 2. Fethullah Gülen'in güdümündeki okullardan mezun olan kişilerin Cumhuriyet ve rejim ile Atatürk ilke ve inkılâpları hakkındaki düşüncelerinin samimi boyutlarının ne olduğu, 3. Fethullah Gülen'in yurtdışında açmış olduğu okullar üzerinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın hangi ölçüde etkinliği bulunduğu ve bu okullarda nasıl bir eğitim verildiği, yurt dışında bu okulların açılmasındaki gayenin ne olduğu, 4. 1986 yılında yakalanan F. Gülen'in yakalanıncaya kadar (6) yıl kimler tarafından korunduğu, Teşkilat mensuplarımızın bu olayla bağlantısının olup olmadığı, 5. Akyazılılar Vakfı ile başlayan F. Gülen faaliyetleri, günümüzde hangi şirket, vakıf ya da başka hangi yelpazede sürdürüldüğü, 6. Ülkemizde açtığı birçok kolej, dernek ve üniversitelerin yurt çapındaki faaliyetlerinin ne olduğu, hangi kaynaklardan finanse edildiği, teşkilatımızın temel eğitim kurumu olan Polis Koleji ve Polis okulları ile ilgili irtibatları konusunda ne tür bilgilere ulaşılabileceği, 7. Basın Yayın ve İletişim faaliyetlerini mahiyetinin ne olduğu, zikredilenlerin haricinde toplumun değişik kaynaklarına hitap eden başka legal, illegal yayın organı olup olmadığı, 8. Fethullah Gülen'in açık çizgisinin arkasında nasıl bir amaç taşıdığı, radikal kesimlerin içerisinde ne tür misyon üstlendiği, toplumun değişik kesimleriyle diyalog kurmak suretiyle uzlaşmacı görüntünün arkasında neyi gizlemeyi çalıştığı, teşkilatımız bünyesinde yaygın faaliyetinin hangi boyutlara kadar ulaştığı, 9. Ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği iddia edilen bu grubun siyasal yelpazede bu gücünü nasıl kullandığı ve ne tür yönlendirmeler yaptığı, hususlarının aydınlığa kavuşturulmasının gerekli olduğu değerlendirilmektedir. Bütün bu bilgilerin derlenmesi aşamasında öncelikle açık kaynaklar ciddi şekilde irdelenmek suretiyle sözkonusu kişi ve hareket, tarikat veya örgüt hakkındaki bilgiler analiz edilerek ve öncelikle kendi söylemlerinden yola çıkılarak F. GÜLEN'in tanımlanması, daha sonra 'hareketi veya tarikatı' netleştirilerek gerçek hedefinin ne olduğunun aydınlığa kavuşturulması amacıyla ilimiz kapsamında gerekli çalışma ve incelemeler başlatılmış olup, kişi ve konu hakkında ülke genelinde genel maksatlı yapısını deşifre edecek çalışmaların İstihbarat Daire Başkanlığı meyanında tüm iller kapsamında oluşturulacak 'Planlı İstihbarat Operasyonu' çerçevesinde ele alınmasının yerinde olacağı hususunda, bilgi ve gereğini arz ederim" (140). Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yukarıdaki yazı ile de yetinmeyerek, Teftiş Kurulu ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na da gönderdiği 10 Mart 1999 tarih ve 1820-99 sayılı yazı ile de, bu doğrultudaki çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü, ayrıca konunun D.G.M. kapsamına girip girmediği hususunun da araştırıldığını belirtmiştir (141). İşte, hocaefendilerine (!) DGM yolunu gösteren bu yazı üzerine fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve ekibini "imha" etmeye yönelik planlı istihbarat operasyonunun düğmesine basmışlardır. Müritler eliyle yürütülen sözkonusu operasyon öncesinde, dönemin İstihbarat Daire Başkanı -ki son kararnameyle görevden alınmıştır- Sabri Uzun, yazışma teamüllerini bir kenara bırakarak, muhatap makam Ankara Emniyet Müdürü yerine, doğrudan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak'a hitaben gönderdiği yazılarda, buna karşılık istediği bilgilerin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral imzasıyla gönderilmesini talep etmiştir (142). Hatta bu yazıların birinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nca 1996'da yayınlanan İslamda Mezhepler Tarikatlar ve Dini Akımlar" adlı kitapçığın önemli bölümünün açık kaynaklardan elde edildiği; F. Gülen grubunun da dahil olduğu kategori içerisinde (Geleneksel İslami Kesimler) kendine özgü bir görüntü çizdiği; bununla beraber tüm diğerleri gibi bu grubun da ilgi ve takip alanı içinde bulunduğu kaydedilmektedir. Yazının son paragrafında ise şu talep yer almaktadır: "İrticai faaliyetlerde bulunduğuna dair hakkında ihbar mahiyetinde bilgiler intikal eden ve Müdürlüğü'nüzce daha önce araştırma yapılan diğer Emniyet Teşkilatı mensupları gibi, ilgi sayılarımıza verilecek cevapta yukarıdaki hususların gözönünde bulundurulmasının ve hakkında iddiada bulunan personelin F. GÜLEN grubu ile iltisaklarının derece ve mahiyetinin tespiti ile neticenin Genel müdürlük Makamına iletilmek üzere ivedilikle Dairemize bildirilmesini rica ederim. Sabri Uzun 1. Sınıf Emniyet Müdürü Daire Başkanı" (143). Sabri Uzun'un yukarıdaki yazısına Osman Ak'ın ya da Cevdet Saral'ın ne yanıt verdiği bilinmiyor, çünkü fethullahçı imamların dosyasına bu yazı girmemiş. Belki de yanıt veremeden görevden alınmışlar. Burada Sabri Uzun'un müfettişlere yanıtlaması gerekli birtakım hususlar bulunmaktadır: 1. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, fethullahçılarla ilintisi konusunda şüpheli görülen 64 emniyetçi hakkında bilgi istemesi, soruşturma açtırması, makam sahibini bu konuda kesinlikle aklamaz, şaibelerden kurtaramaz. Tüm istihbaratçılar gibi, tüm kamu görevlileri de çok iyi bilmektedirler ki, disiplin yönetmelikleri uyarınca açılan ve yürütülen soruşturmalar iki boyutludur. Ya istediğinizi tasfiye etmek, cezalandırmak için soruşturma açtırırsınız, ya da istediğinizi kurtarmak, yargı yolunun kapanmasını sağlamak için soruşturma açtırırsınız... Kötü niyeti saptamanın tek yolu vardır: İstihbarat Daire Başkanı, görev yaptığı dönem içinde, teşkilattaki kaç bin fethullahçı müridi deşifre etmiştir? Kaç binini teşkilattan tasfiye ettirecek bilgi ve belgeleri Teftiş Kurulu'na ya da soruşturmacılara sunmuştur? Hakkında kesin kanıt bulunamayan kaç binini ise tanzim ettiği gerekçeli raporlarla İstihbarat, Bilgi İşlem, Personel, Eğitim gibi stratejik önemi haiz birimlerden aldırıp, daha etkisiz ve pasif görevlere kaydırılmasına neden olmuştur? Bu soruları çoğaltmak, hiç şüphesiz müfettişlerin tasarrufundadır. 2. Bir İstihbarat Tarihçisi ile bir İstihbarat Daire Başkanı arasındaki en önemli fark şudur: İstihbarat Tarihçisi, çoğunlukla açık kaynaklardan ve arasıra da teyidi alınmış gizlilik dereceli bilgi ve belgeler üzerinde çalışır. Oysa, yukarıdaki yazıda Sabri Uzun, kendisini bir İstihbarat Daire Başkanı yerine, bir İstihbarat Tarihçisi konumuna yerleştirmektedir. Gerek "İslamda Mezhepler, Tarikatlar ve Dini Akımlar" kitapçığı ve gerekse Temmuz 1998 İstihbarat Bülteni, gerek hacim ve gerekse içerik yönünden, ama özellikle de istihbarat teknikleri açısından, son derecede yüzeyel, zayıf, çelişkili ve de aşırı yetersiz kaynaklardır. Başta fethullahçılar olmak üzere, hizbullahçılar, şafakçılar, selefiler, akabeciler, vasatçılar, kaplancılar gibi yüzlerce yasadışı oluşumun faaliyetleri ile bunların hangi dış ülkelerden desteklenip yönetildikleri; resmi eğitim kurumlarının (ilköğretim, lise ve üniversite) yanısıra, kendi açtıkları özel eğitim kurumları ve de medrese tabelası altında açıkça faaliyet sürdüren yasadışı kurumlardaki konumları; yeşil sermaye ile şeriatçı yapılanmalar arasındaki ilişkiler; bunların devletin kurum ve kuruluşlarına sızma çabaları; mevcut siyasal partilerle temasları, türban ve benzeri konulardaki organize eylemleri, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın doğrudan görev ve sorumluluk alanı içine girmektedir. Bu konuda, Türkiye'de sadece bir kitapçık ve bülteni, yapılacak soruşturmaya kaynak önermek, abesle iştigalden başka hiçbir şey değildir. 28 Şubat süreci, ülkemizde vahiy yoluyla başlamamıştır. T.S.K.'nde 28 Şubat süreci ile ilgili çalışmaların tutarı onbinlerce sayfa ile ifade edilirken, birincil görevli ve sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın hâlâ tartışılır bir bülten ve bir kitapçığa saplanıp kalması, üzücü ve düşündürücüdür. Zira, Türkiye'deki şeriatçı faaliyetlerle ilgili her yıl bırakın kitapçık ve bülten ölçülerini, ansiklopedi ölçülerinde yayın yapılmasını gerekli kılacak bilgi ve belge zenginliği mevcuttur. 3. Fethullahçılar, çalışma yöntemleri itibariyle, "organize suç örgütü" kapsamında faaliyet yürütmektedirler. Mafya örgütleri gibi, fethullahçı yapılanmanın da kendi içinde yazılı kurallarını belirleyen bir tüzüğü ya da üye kayıt defterleri bulunmamaktadır. Yasalara göre kurulmuş dernekler, vakıflar, eğitim kurumları ve şirketler, resmi olmayan bir organizasyonla ve resmi olmayan bir hiyerarşik yapıda yönetilmektedirler. Fethullahçılar ya da bir başka ifadeyle fethullahçı organize suçlular, sosyal ve siyasal yapı içerisinde kendilerini kamufle etmişlerdir. Mafya örneğinde olduğu gibi, "güç bir yapılanma gösteren Organize Suçlar, aynı zamanda koruyucu ve yardımcı roller ile organizasyona karışan adli, idari ve politik unsurları da çok iyi kullanmaktadırlar" (144). Yasal olmadıkları için denetlenemeyen, aleyhine kanıt bulunamayan bu tür organizasyonlarla mücadele için, 10.02.1998' de İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün kurulması ile birlikte, İstihbarat Yönetmeliği'nin 38. Maddesi'nin (b) bendine göre tüm il istihbarat şube müdürlüklerince bu çalışmanın ayrıca bir emre gerek olmaksızın doğrudan başlatılması zarureti doğmuştur. Akabinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 24 Nisan 1998 gün ve 4509.98 sayılı emri ile de şifahi talimatlar yazılı emir haline dönüştürülerek il istihbarat birimlerince organize suçlarla mücadele faaliyetlerine işlerlik kazandırılmıştır. Tüm bu yapısal değişiklikler, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın yetki ve sorumluluklarının çerçevesini daha da büyütmüştür. Mafya mensuplarını yakalayan, sorgulayan ve bu yolla elde edilen bilgilerin kanıta dönüştürerek suçluları yargıya teslim eden İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, bırakalım Türkiye'deki fethullahçıları, Emniyet içinde var olan müritler için bile, "içimizde fethullahçı olduğu iddia ve ihbar edilen kimi mensuplarımızın gerçekten fethullahçı olup olmadıklarının kanıtlarını elde etmek çok zor" yaklaşımıyla, soruşturma açıyor görünüp de ciddi sonuçları olan operasyon yapmaması, sadece bir çifte standart değil, teslimiyetçi- traji-komik bir çelişkidir. Fethullahçılarla mücadele veren Emniyet mensuplarına karşı ödünsüz "kaplan" postuna bürünenlerin, konu fethullahçılar olduğunda kör ve sağırları oynaması, sadece Teşkilâtı değil, ülkeyi de zaafa sürüklemiştir. Bu anlamda İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un savunması mutlaka alınmalı ve gereği yapılmalıdır ki, yerine geçecek olanlar da bir daha asla aynı duyarlılığı (!) ve sorumluluğu (!) göstermesin!.. |
| Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek |