![]() |
|
Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net |
| Telekulak olayının bir komplodan ibaret olduğu, aradan geçen süre zarfında anlaşılmıştır. Türkiye'nin tüm illerinde, Emniyet Müdürlükleri'nde görevlendirilen birimler, yasal çerçevede rutin telefon dinleme işlemlerini sürdürmektedirler. Bu dinleme işlemi, Cevdet Saral'ın Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yapmasından önce de yapılmaktaydı. Bu işlem, Cevdet Saral anılan görevden alındıktan sonra da yapılmaya devam etmektedir. Niye Türkiye çapında sürdürülen tüm bu işlemlerin sorumluları yargılanmıyor da, sadece Cevdet Saral ve arkadaşları yargılanıyor? İşte, telekulak komplosunun tüm nedenleri, işte bu sorunun yanıtında yatmaktadır. Bu sorunun yanıtını, Emniyet Müdürü Osman Ak, Yüksek Disiplin Kurulu'ndaki savunmasında şöyle vermiştir: "Bana göre emirler doğrultusunda yapılan çalışmaların sonuçlarının teşkilat bünyesindeki Fethullah Gülen yandaşlarında yaratmış olduğu endişe, bu çalışmayı yapanlar aleyhine acilen bir suç üretme gayretine dönüşmüştür. Bu yönde ilk adım olarak kamuoyunda ilgi görecek ve takibi sağlanacak muhataplarını hukuken suçlu olmasalar da deklare edilmiş suçlu olarak bu kişilerin yanında olunmaz, yaptıkları çalışmalara da itibar edilmez gibi bir kanaatin oluşması gayretine gidilmiş ve kamuoyuna "Telekulak Skandalı" olarak lanse ettirilen komployu hazırlamışlardır. Bunu yapanlar ve alet olanlar hangi yüksek idealler için yapmışlardır? Ciddiyetle araştırılmalıdır. Bana göre; 1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak, normal bir dinsel cemaat durumuna sokulan ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek bazı devlet görevlileri eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir olguyu 'Nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz?' şeklindeki bir anlayış sonucu, 'Bu çalışmayı yapan kişiler imha olur' tehdidi ortaya konulmuştur. Şimdi ise; kendilerinin daha da güçlendikleri rehaveti içerisinde olan bu mihraklar, aleyhimizde açılan bu soruşturma ile Fethullahçılığı legalize edecek ve meşruiyet kazandıracak bir yaklaşıma yönelmişlerdir. Takdirini sayın Kurulunuza, tarihe ve Atatürk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza edecek yeni nesillere bırakıyorum" (152). Son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, (Hazırlık No. 1999/380, K. No. 2002/94 ) verdiği TAKİPSİZLİK kararı ile, telekulak komplosunun farklı bir boyutunu gözler önüne sermiştir. İşte sadece hukuksal yönden değil, tarihsel yönden de büyük önem taşıyan kararın tam metni: "Yazılı ve Görsel Basında yer alan ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Basın Mensupları, Milletvekillerinin, Yargı Mensuplarının telefonlarının dinlendiğine dair haberler üzerine 11.6.1999 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gelinerek Bilgi İşlem Büro Amiri olarak görev yapan Komiser yardımcısı Hurşit Uçak'tan Bilgisayar sisteminde bulunan log dosyaları, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında kopyaları bulunan log dosyaları ile karşılaştırmak üzere alınmış ve Bilirkişi olarak görevlendirilen Mehmet Fecri YILDIZ'a tevdi olunmuştur. Dinleme odası olduğu iddia edilen, ancak depo olarak kullanıldığı görülen odadaki dört adet dinleme setinde bir adet teyp kaseti bulunarak yine bilirkişiye tevdi olunmuştur. Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak'ın da imzasının bulunduğu 12.6.1999 tarihli tutanakta şöyle denilmiştir: 'Şubemizde teknik gelişmelere paralel olarak teknik takip (dinleme) sisteminin bilgisayar ve 12'lik LMS'ye geçilmesi üzerine merkez'de yani Şubemiz 9 ncu katta bulunan eski 12'lik ve 24'lük mekanik setlerin tamamı boşa çıkarılmıştır. Bu sebeple daha önce merkezde kullandığımız mekanik setlerden 14 adedi, 10.3.1999 tarihinde Başkanlığımıza iade edilmiştir. Geriye kalan 5 adet mekanik seti yukarıda bahsedildiği üzere Batıkent, Yuva ve Sincan Grup Amirliğinin ihtiyaç ve arizaları gözönünde bulundurularak Şubemiz 9 ncu katta depo olarak kullanılan odada (B Masası Teknik Takip Dasının yanı) düzgün bir şekilde muhafaza altına alınmıştır. 28.5.1999 tarihinde Şube Müdürümüzün talimatıyla depodaki tüm mekanik setlerin yuvaları tek tek kontrol edilerek sağlam olarak karton kutulara konulmuş, arızalılar ayrılarak bilahare Başkanlığa iade edilmek üzere ayrı bir yere konulmuştur. 9 ncu katta depo olarak kullanılan bu odada teknik ve BİM Büroya ait malzemeler bulunmakta, ayrıca bu odada lavabo ve su musluğu bulunması nedeniyle çalışan teknik personelin faydalanması için bu güne kadar kilit altında bulundurulmamıştır. 11.6.1999 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete YÜKSEL, 16.45 sıralarında Şubemizde incelemede bulunmak üzere bahse konu depoya girmiş ve Başkanlığa gönderilmek üzere hazırlanmış Mekanik setleri görmüştür. Yaptığı inceleme sonucunda daha önce B Bürosuna ait Mekanik setin 31 numaralı yuvasında bir adet teyp kaseti bulmuş ve tutanakla tespit etmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi 28.5.1999 tarihinde depo yeniden düzenlenirken yapılan incelemede kaset yuvaları tek tek kontrol edildiği halde, DGM Savcısının tespit ettiği kasetin B Bürosuna ait eski Mekanik setten kalmış olabileceği ve boş olduğu değerlendirilmektedir'. Sanıklardan Osman AK, Ersan DALMAN ve Zafer AKTAŞ'ın 16.4.1999 tarihinden itibaren istihbarat branşından çıkarıldıkları ve 7.5.1999 tarihinden itibaren Genel Hizmetler branşında istihdam edilmeye başlandıkları görülmüştür. Yargıtay 8. Daire Başkanı Sayın Naci ÜNVER ile Avukat Fevzi COŞKUN'un konuşmalarının bulunduğu bu kasetin herkesin girip çıktığı kilitli olmayan depo olarak kullanılan, ayrıca lavabo ve musluk bulunması nedeniyle personelin ihtiyaçlarını giderdiği bir yerde bulunmuş olması, 28.5.1999 tarihinde kaset yuvalarının tek tek kontrol edildiğinin tutanakla tespit edilmesi, bu teyp kasetinin sonradan da bu mekanik setlere yerleştirilmiş olabileceği ihtimalini doğurduğu gibi, sanıkların istihbarat branşından alınmalarından çok sonra arama sonucunda ele geçmiş olması karşısında sanıkların bu kasetten sorumlu tutulamayacakları kanaatine varılmıştır. LOG dosyalarını içeren 4 adet kartuş ile ilgili Bilirkişi raporunda şöyle denilmektedir: A) Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne Network üzerinden bağlanmak suretiyle, Başkanlık 7500 sistemine çekilerek 12 Mart 1999'da yapılan bir tutanakla tespit altına alınan kopya ile DGM Savcısı Nuh Mete YÜKSEL tarafından 11.6.1999 tarihinde zaptedilen yedek kartuşunda bulunan Log dosyaları arasında yapılan mukayesede: 1. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünden alınan kartuşlardan üzerinde 18.6.1998-12.3.1999 yazılı kartuşun içerisindeki bilgilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığındaki kopyasının aynı olduğu, 2. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden alınan üzerinde 12.3.1999-26.3.1999, 26.3.1999-4.6.1999 ve 11.6.1999 tarihleri yazılı olan kartuşların içerisindeki bilgilerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığındaki bilgilerden sonra yedeklendiği için bir mukayese yapılamadı. Üzerinde 26.3.1999-4.6.1999 ve 11.6.1999 tarihleri yazılı olan kartuşlar içerisindeki log bilgilerinde '06' ile başlayan kullanıcı isimlerinin, İstihbarat Daire Başkanlığının emriyle sistemlerde kullanıcı isimlerinde standart uygulamasına gidilmesi sonucu tanımlandığı tespit edildi. Bu dört adet kartuştaki log bilgilerin Byte cinsinden büyüklüğü ve kullanıcı isimlerin dökümü yapılmış ve 11 sayfa olarak sunulmuştur. Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak, 25.6.1999 tarihinde Savcılığımıza verdiği ifadesinde, '1998 yılı Ağustos ayında Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu benden log dosyalarını silmemi istediler. Ben farklı bir yöntem uyguladım. Log dosyalarını silen değil de, tuşa basıldığında başka bir yere aktaran ve böylece log dosyalarının silindiği intibaını veren ve silmeye teşebbüs edeni de kaydeden bir program yaptım. 12 Mart 1999'da İstihbarat Daire Başkanlığı'na ilgisiz telefonların izlendiği ihbarı nedeniyle soruşturma başlatılınca, Osman Ak benden bütün log dosyalarını silmemi istedi. Ben silmeyerek yedeklerini aldım. Sisteme yedeklerini aldıktan sonra sildim' demiştir. Hurşit Uçak, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde verdiği ifadesinde, 'Kaybolan kartuşun yerine gizlice yedeklediğim kartuşu, sanki kaybolan kartuşmuş gibi kayıp tutanağı düzenlemiştim. Aslında bu kartuş kaybolan kartuş değildi. Benim sakladığım kartuştu. Fakat kaybolan kartuş gibi tutanak düzenledim' demiştir. Görüldüğü gibi Hurşit Uçak'ın ifadeleri çelişkili ve güven verici olmaktan çok uzaktır. Mahkemede kaybolan kartuşun yerine kendi yedeklediği kartuşu kayıp kartuşmuş gibi tutanak tuttuğunu dahi söyleyebilmiştir. Yine bilirkişi raporunda log dosyalarında tüm yapılan hareketlerin printır çıktılarının yaklaşık olarak 4000 sayfa tutacağı ve gereksiz bilgilerde inceleme yapılmaması DGM Savcılığınca emredildiği ve sadece Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık, Devlet birimleri, Milletvekilleri, Yargı organları, Gazeteciler ve iş adamlarıyla ilgili işlemler incelenmişti, denilmektedir. Detay sorgu yapılan kişi ve kuruluşları gösterir belgelerin incelenmesinde, hangi kişi veya kuruluşların telefon numaralarının ne amaçla sorgulandığı, ya da hangi telefonların sorgulanması sırasında bu numaralara ulaşılabildiğinin anlaşılmasının mümkün olamayacağı, aranan ya da hakkında bir istihbarat çalışması yapılan sanıklara ait hedef numaralara ulaşılması sırasında istem dışı olarak pek çok önemli telefon numarasına tesadüf edilmesinin mümkün olduğu, Dosyada mevcut sorguya konu numaraların alt alta konularak kişiler veya kurumlar nezdinde ayıklanarak ve somutlaştırılarak dosyaya sunulduğu, bu nedenle de detay sorgu işlemlerinin amaç dışı veya kötü niyetli olup olmadığının tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Suç tarihi itibariyle de detay sorgu işlemlerini düzenleyen veya müeyyide altına alan mevzuat bulunmamaktadır. Savcılığımızca dinlenen tanıkların da yasadışı olarak dinleme veya izleme yapıldığı yolunda beyanları bulunmamaktadır. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Telekom Genel Müdürlüğü, Mobil GSM ve diğer telefon santrallerinden sorumlu özel şirketlerde suça iştirak etmiş personel tarafından mahkeme kararlarının uygulanmadığı, mahkeme kararlarına rağmen kişilerin temel insan haklarından biri olan ve Anayasanın 22. maddesinde ifadesini bulan haberleşme özgürlüğünü ihlal eden uygulamalar yapıldığı iddia olunmuşsa da, bu konuda herhangi bir delil elde edilememiştir. Bu nedenlerle sanıklara isnat edilen suçun oluşmadığı gibi, kamu davası açmaya yeterli delil de bulunmadığından, sanıklar hakkında TAKİBAT İCRASINA MAHAL OLMADIĞI'na, Emanetteki eşyalardan üzerinde 31 numara yazılı teyp kasetinin dosya içinde muhafaza edilmesi, diğer eşyaların herhangi bir suç unsuru taşımadığından Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne iadesine, CMUK'un 163. ve 164. maddeleri gereğince karar verildi" (153). Görüldüğü gibi, Telekulak skandalının asıl failleri, görevlerinin başındadır ve bugüne kadar haklarında karşı bir soruşturma başlatılmamıştır. Yani, yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı gibi bir görüntü, el'an sürmektedir. Buna karşılık, bu komplonun seçilmiş kurbanlarının mağduriyetleri ise çok yönlü olarak devam etmektedir. Anlaşılan şudur ki, fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve ekibine karşı yaptıklarını, diledikleri tüm siyasiler, bürokratlar, yargı mensupları, gazeteciler, akademisyenler ve işadamları için de yapabilecek güç ve deneyime; istedikleri şirketler üzerine polisiye önlemler uygulayarak zarar verecek, haksız rekabete yolaçacak olanaklara sahiptirler. Bu olgu, devletin zaafıdır ve bu zaafın ortadan kaldırılması için fethullahçıların tüm istihbarat birimlerinden tasfiye edilerek yargıya sevkedilmeleri gerekmektedir. Hem de acilen. Tıpkı, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın, Anayasa Mahkemesi'nde Fazilet Partisi'nin kapatılmasına ilişkin esas hakkındaki mütalaasında belirttiği gibi: "Bir hukuk devletinin bu gelişmelere seyirci kalması beklenemez. Suçlarla mücadele etmeyen veya edemeyen, onları önlemeye çalışmayan, önleyemediklerini kovuşturmayan veya kovuşturamayan devlete hukuk devleti denemez. Zira, bilindiği gibi, hukuk devleti üç sütun üzerinde kurulur. Bunlardan birincisi insan haklarının gerçekleştirilmesi, ikincisi adaletin sağlanması ve nihayet üçüncüsü de hukukî güvenliğin, barışın, düzenin temin edilmesidir. O halde insan hakları ve adaletin yanında ülkesinde düzeni, hukukî güvenliği ve barışı sağlamak her hukuk devletinin varlık sebebidir. Ne var ki suçlarla mücadele etmeyen veya edemeyen; işlenen suçları kovuşturmayan veya kovuşturamayan bir devlet, adaleti ve kamu düzenini, barışı sağlayamaz ve böyle bir devlet hukuk devleti olarak nitelenemez." |
| Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek |