ANKARA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN FETHULLAHÇILAR RAPORU

Dr. Necip Hablemitoğlu / KÖSTEBEK / www.hablemitoglu2002.cjb.net

    
Fethullah Gülen'i böylesine kızdıran ve müritlerini sorumlulardan intikam alınması-misilleme yapılması doğrultusunda harekete geçiren 18.3 1999 tarih ve 1820-99 (B.05.1.EGM.4.06.00.06) sayılı GİZLİ yazı ile 16.4.1999 tarih ve 2393-99 (B.05.1.egm.4.06.00.06) sayılı GİZLİ yazı ile eklerindeki, toplam 79 sayfalık raporda, sözkonusu İstihbarat Bülteni'nin aksine, son derecede önemli saptamalar dikkat çekmektedir:

"Fethullah Gülen, hasım cephe (laik cephe olabilir) ile ilgili net bilgiler alıp karşı tedbir geliştirmek için istihbarat faaliyetlerinde bulunmayı da ihmal etmemektedir. Bu tür ihmallerin kendilerine çok pahalıya mal olacağını bilmektedir. Hatta daha ileri giderek, hasım cephenin önünde yürümenin hizmet açısından şart olduğunu düşünmektedir.

Fethullah Gülen'in bu hususta bir hayli yol aldığını inkâr etmek mümkün değildir. Son zamanlarda ordu, polis ve MİT teşkilâtları arasına sızma faaliyetlerine ağırlık verdiği bilinmektedir. Zira, ışık kışlalarında özenle yetiştirilen ışık süvarileri, ağabeyleri tarafından yönlendirilerek bu birimler için açılacak imtihanlara özenle hazırlanarak sızma faaliyetleri içerisine girdikleri alınan bilgilerdendir. Sızmalardan Emniyet Teşkilâtı'nın en çok İstihbarat, Bilgi İşlem, Personel birimleri hedef yapılmıştır" (44).

Raporda, Fethullah Gülen'den bir alıntı yapılarak şöyle yorumlanmıştır:

"... 'Diyorlar ki; bu memleketin kurtuluşu için politika tek çaredir. Sizler hangi hizmet üniteleriyle toplumu yükseltmeye çalışırsanız çalışın, mevcut 'sistem' mutlaka hep sizin birkaç adım önünüzde yürüyecek ve bu yarışta siz her zaman geride kalacaksınız. Meseleyi kökten halletmenin bir tek çaresi vardır: O da politika yoluyla iktidar olmaktır.

Diyorum ki; politik yolla hizmet vermek belki memleketi mutlu yarınlara ulaştırma yollarından biri olabilir; ama, kesinlikle tek yol olamaz. Böyle yanlış bir kabulleniş, günümüzün realitelerine olduğu kadar, tarihi realitelere de göz yummak demektir.

O hangi sihirli değnektir ki, durup dururken bir işaretle adliyeyi, mülkiyeyi, maarifi düzeltip bizlere özlediğimiz temiz ve nezih toplumu garanti etsin.

Ben her türlü ihtimale saygının yanında, kesin bir dille ifade ediyorum ki, sizler, bütün toplumu, bütün üniteleriyle istediğiniz seviyeye getirseniz bile, bu toplumun o seviyeye motivesi için en az çeyrek asır geçmesi lazımdır. Bu lüzum sadece bize has da değildir. Her büyük inkılâp ve köklü değişim bunun böyle olmasını gerektirir' (Fasıldan Fasıla, C.3, s. 232).

Fethullah Gülen, burada tam bir stratejist ve önemli bir sosyolog ve siyaset uzmanı olduğuna işaret etmekte; politik yolla hizmet vermenin memleketin kurtuluşunda tek çare olamayacağını, bunun yanlış bir yöntem olduğunu ve özellikle de günümüzün gerçeklerine, tarihi realitelere de ters geldiğini seçtiği özel kelimelerle vurgulamaktadır. Günümüzün realiteleri derken, herhalde 'karşı cephe' olarak adlandırdığı toplumun kesimlerini; tarihi realite derken de geçmişte irticaya karşı verilen mücadeleleri kastetmektedir. Fethullah GÜLEN, mülkiyeyi, adliyeyi ve maarifi kastederken de, herhalde adliye yerine şeriat mahkemelerini, mülkiye ile halifeliği, maarifle de tekye-zaviye ve medreseleri özlemekte olduğunu anlatmaktadır. Ancak bu şekilde özlediği nezih topluma kavuşacağını düşünmektedir. Zaten son zamanlarda, ülkemizin yukarıda kendisinin de ifade ettiği özel önem arzeden kurumlara kendi yandaşlarını yerleştirmek için özel bir çaba sarfetmesi ve 'Kolej' adı altında açtırdığı medreselerde Risaleyi Nur'la aydınlanan gençleri yetiştirip bu birimlerin kritik noktalarına yerleştirmek istemesindeki gaye de, tabandan tavanı kuşatmaktan başka bir amaç taşımamaktadır" (45).

Raporun, I. Bölümü'nün "Sonuç" kısmında, şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

"Fethullah GÜLEN'in Ölçü (1) adlı kitapçığının 60. sayfasında 'Yerinde durup mevziini koruma, düşmanı alt etme ve hedefe varmanın en birinci vesilesidir, cepheyi terk edip ayrılanlar ise yerlerinden ayrıldıkları andan itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar' tarzındaki telkin ve ciddi bir 'cephe' faaliyetinin varlığına işaret edilmekte ve bu stratejinin mevcut çalışma sürecinin içersinde uygulandığı müşahade edilmektedir.

Bu anlatım, geçmiş yıllarda yaşadığımız 'davadan döneni vurun' anlatımı da PKK'nın davadan ayrılan militanlarına yönelik yapmış olduğu tehditlerle paralellik arzetmektedir.

Tarikatın lideri konumundaki Fethullah GÜLEN'in imzasına havi kitapların tetkikinden de anlaşılacağı gibi, kendisini dinsel bir dava adamı olarak anlatmasına rağmen, daha ziyade tarikatın propagandisti konumunda gözükmektedir. Kitaplarının tetkikinden de anlaşılacağı gibi, propaganda ağırlıklı kitaplarının üslûbu ve ağdalı deyimleri ile dinsel telkin içeren kitapların üslûp ve deyimlerinin farklılığı da, eserlerin tek kaynağa ait değil, mal edilmiş şekilde yazılmış olduğu görülmektedir.

Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine şer'i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fethullah GÜLEN ve yandaşları, 28 Şubat Kararları'nın alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmaların başlaması ile birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzii koruma kuralına uyarlamışlardır.

Şu anda birçok örgüt mensubu ve talebeleri aile evlerinde örgütsel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Gülen örgütlenmesinin ekonomik boyutu da gözönüne alındığında, gelecekte ülkemizi bekleyen tehlikenin büyüklüğü endişe verici boyuttadır.

... Genel Müdürlüğümüz Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın konu ile ilgili başlattığı soruşturmaya müteakip, cemaat mensupları arasında tedirginliği artırdığı, buna paralel olarak GÜLEN örgütlenmesinin temel taktiklerinden olan takiyye yöntemleri uygulanmak suretiyle, tedbirlerin giderek artırıldığı ve hatta savunma boyutundan saldırı boyutuna geçildiği gözlemlenmektedir" (46).

Raporun II. Bölümünün "Sonuç" kısmında ise şu yargıya yer verilmiştir:

"Örgüt kadrolarına, çeşitli vesilelerle nasihatlerde bulunan yeterli 'kuvvete' sahip oluncaya kadar hedefe ulaşmak için, teknik ve taktiklere başvurmasını yani sessiz ve derinden giderek, hislerle değil mantıkla hareket edilmesini öğütleyen Fethullah GÜLEN'in, kitaplarıyla biraz dikkatlice büyüteç altına alındığında, kendi niyet ve hislerini gizleme yönünde bile mantığını-aklını yeterince kullanmaktan âciz bir kişi olduğu anlaşılacaktır.

Hal böyle iken, kendine ve kadrolarına Türkiye ve dünyayı kurtarma misyonu biçmesi, buna inanmaları; bunun dışında Allah'ın Peygamberin, Meleklerin kendilerini destekledikleri iddia ve saplantısı içinde bulunması, kurtuluş için bütün dünyanın kendilerini beklediğine, kendilerinin 'Allah'ın Ordusu' olduğuna, kurtuluşun cemaata tâbi olmakla ve ışık evlerde yetişmekle mümkün olacağına inanması, Türkiye'yi nasıl bir tehlike ve karmaşanın, nasıl bir çılgınlığın beklediğinin somut işaretleridir.

İçinde bulunduğu ve bütün bu olumsuz düşüncelerini rahatlıkla gündeme getirebildiği demokratik rejim içerisinde, 'hoşgörü beklentisi' içerisinde siyasi ve entelektüel birçok kesimi etkileyebiliyor; demokratik haklarına dokunulduğunda rejimle savaş yapmaktan çekinmeyeceğini de beyan edebiliyor.

Önlem alınmakta gecikildiği takdirde, tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından, Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said'e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır" (47).

Kaynak: Hablemitoğlu Web Sitesi Yazıları Bölümü / Köstebek